İttifaklarda bağımsızlık ilkesi ve önderlik
Bir diğer özellik ise (daha önce kısaca değinmiştik), Parti Önderliği’nin bağımsız politikada ısrar etmesidir. Bazen taktik ilişkilerden veya taktik ittifaklardan söz ediyoruz. Fakat burada taktik ittifaklardan bazen doğru taktiğin uygulanmaması durumunda, bu, stratejiden taviz vermek anlamına da gelir veya stratejik düzeye de çıkabilir. Çeşitli devrimlerin tarihlerinde de bunu görmek mümkündür. Örneğin, bir Sovyetler Birliği’ne veya reel sosyalizme baktığımızda başta geliştirilen ilişkiler taktik ilişkilerdir. Bu taktik ilişkiler dış ilişkilerde de yürütülmekteydi. Zamanla bu taktik ilişkilerin teorisi öyle yapılıyor ki, taktik ilişkiler giderek stratejik ilişkiler düzeyine çıkıyor. Buna örnek, Sovyetler Birliği ile TC’nin ve yine Sovyetler Birliği ile ABD’nin ilişkileridir. Yani başta taktik düzeyde olan ilişkiler belli bir noktaya geldikten sonra stratejik ilişkiye dönüştürülüyor. SSCB’nin, TC ile ilişkisi böyledir. Başta taktik olan ilişkiler daha sonra tümüyle TC’yi aşağı-yukarı onaylayabilecek bir çizgiye kayıyor. Başka alanlarda da yine aynı yaklaşımlardan söz edebiliriz. SSCB’nin kendi içindeki uygulamalarında da bunları görmek mümkündür. Bu açıdan da taktik ilişkilerin nasıl kurulacağı önemlidir. Yani bu taktik ilişkinin geri planda stratejiyi vurmaması çok önemlidir.
Bu gerçekten dolayı Parti Önderliği’nin taktik ilişkilere yönelirken, stratejik çizginin ve bağımsızlığın korunmasına büyük oranda dikkat ettiği görülmektedir. Örneğin, taktik ilişkiler uzlaşma eğilimi olan kesimlere bırakılırsa, kuracakları taktik ilişkilerin zamanla stratejik ilişkilere dönüşmesi mümkündür. Çünkü orta-sınıf partisi açısından, sözünü ettiğimiz eğilim açısından veya tasfiyeci kişilikler açısından soruna bakarsak, bunların kuracakları taktik ilişkiler, ilk planda hemen stratejik ilişkiler düzeyine çıkmayabilir, ama zamanla bu taktik ilişkileri öyle bir duruma getirirler ki, hem denetime girerler, hem de kendi özelliklerini onların özellikleriyle birleştirirler. Kendilerinde var olan işbirlikçi eğilimle onların çıkarlarını birleştirirler. Bu noktada PKK’nin stratejisini, bağımsız politikasını vurmaya kadar gidebilirler.
Bu açıdan Parti Önderliği’nin tavırlarına baktığımızda, taktik ilişkilerde işin bu yanını gözetmek, büyük oranda ön plandadır. Kurulan taktik ilişkiler bağımsız politikayı, PKK stratejisini vurmamalıdır. Taktik ilişkiler PKK’de diğer sınıf eğilimlerinin veya işbirlikçi kesimlerin, emperyalizmin veya TC’nin eğilimlerini yansıtmamalıdır. Hem örgüt içinde safları netleştirmek açısından, hem de parti içinde bu tür arayışlar içinde olan eğilimlerin önünü tıkamak açısından, partide bu tür bir gözetleyici yaklaşım geliştirilmiştir. Taktik ilişkiler bu temelde ele alınıyor. Taktiksel ilişkiler bu temelde geliştirildiği ve sonuç alıcı kılındığı için zaman zaman “PKK’ye evet, APO’ya hayır”, “Kürtler ayrıdır, PKK ayrıdır” veya “APO ayrıdır” sözleri sarfediliyor. Bu tavırların anlamını açtığımızda, Parti Önderliği’nin çizgi bağımsızlığını koruma, Kürdistan devriminde belirleyici gelişmeyi sağlama tutumunun sonucu olduğunu çok rahat görebiliyoruz. Bu açıdan söz konusu sloganları geliştirmeleri boşuna değildir. Daha önce de belirtildiği gibi zaman zaman “demokratik çözüm” adı altında tasfiyeciliğin, zaman zaman işbirlikçi çözümlerin dayatılması, Kürdistan devrimindeki taktik önderlik düzeyindeki bazı zayıflıkların görülmesi sonucudur. Parti Önderliği’nin siyasete ve çizgiye hakimiyetini bildiklerinden dolayı, bu sloganlarla zayıf eğilimlere hitap ediyorlar. Parti Önderliği etrafında gürültü koparmaları da bundan dolayıdır. Bu açıdan Parti Önderliği etrafında geliştirilen bu gürültünün boşa çıkarılması bütün PKK’lilere düşen bir görevdir. Hem niye Parti Önderliği’nin hedef seçildiğinin anlamını da çözmek gerekiyor. Hem PKK tarihinde, hem de Kürdistan devrimi tarihinde Parti Önderliği’nin rolünü kavrayarak buna anlam verdirmek mümkündür.
Daha önce örnek vermiştik; düşmanın ve emperyalizmin attığı oklar doğrudan gelip bize çarpıyor. Bu bizim zayıf olduğumuz anlamına geliyor. Öyleyse Parti Önderliği etrafında daha güçlü bir devrim çemberini oluşturma görevimiz vardır. Bunun örgüt ilişkisiyle, savaş ilişkisiyle ve diğer bütün ilişkilerle sağlamlaştırılması gerekiyor. Yine daha önce de sözünü ettiğimiz askeri dehaların veya kişiliklerin ortaya çıkmasıyla, Parti Önderliği’nin etrafındaki çekirdeği iyice güçlendirmek mümkündür. Bütün bunlar yapılabilirse doğaldır ki, Parti Önderliği’ne yönelik yapılan bu saldırılar daha kolay boşa çıkarılır.
Bu açıdan günümüzde de Parti Önderliği yine aynı noktaya değiniyor: “Doğrudan beni niye hedef alıyorlar? Sık sık bunlar kendi basınlarında bunu işliyorlar.” Eskiden beri TC, Parti Önderliği’ne yönelik komplo vb. saldırılara girişmektedir. Parti Önderliği’nin bulunduğu sahadan sürülmesine kadar çeşitli planlar geliştirmektedir. Hatta TC’nin yanı sıra, emperyalizmin ve bölgedeki tüm işbirlikçi güçlerin yönelimleri de yoğundur.
Tüm bunlar, karşı-devrim cephesinin, Parti Önderliği’nin rolünü iyi kavraması sonucu gelişiyor.
Her şeyden önce düşman Parti Önderliği’ni iyi tanımakta, onun Kürdistan devrimindeki rolünü iyi bilmektedir. Hatta denilebilir ki, düşman bizden daha çok Parti Önderliği’nin rolünü görüyor. TC düşman olarak Parti Önderliği’ne değer veriyor, düşman olarak hesaba katıyor ve bunu oldukça gerekli buluyor. Biz aynı gerçeği düşman kadar kavrayamıyoruz. Devrimin yasalarını anlamayarak, örgüt ilişkilerinin, savaş ilişkilerinin üzerinde ciddi durmayarak değer vermekten uzak kalıyoruz. Parti Önderliği’nin vurguladığı gibi, “Düşman bizi imha etmek istiyor, ezmek istiyor. Fakat siz hala bu durumun farkında değilsiniz, bu durumun ciddiyetini yeterince yaşamıyorsunuz. Hepimize yönelik tehdit var, ama bu tehdidin farkında bile değilsiniz.” Belki düşmanın ezme politikasını teorik olarak anlıyoruz ama davranışlarımızla, tavırlarımızla, örgüt ilişkilerimizle, yaşam ilişkilerimizle anladığımızı yansıtamıyoruz. Bu açıdan bir bakıma önderlik kurumunun, bütünüyle olmasa da bazı anlarda düşman karşısında yalnızlaştırılması, biraz da bizim alışkanlıklarımızdan ve tavırlarımızdan kaynaklanmaktadır. Bu yalnızlaştırmayı, biraz mecazi anlamda kullanıyoruz; tümüyle öyle değildir.
Parti içi savaşımda önderlik
Bir diğer alan da, parti içi savaşımda veya genel olarak Kürdistan’daki iktidar savaşında önderliğin belirleyiciliğidir. Biz PKK’yi ele alırken, PKK’nin kurtuluş sorununu öncü mevzide kaydettiğini söyleyebiliyoruz. Bu parti, kurtuluş savaşını kazanmak için Kürdistan’da kurulan bir örgüt modelidir. Fakat bu örgüt modelinin nasıl işletileceği ve savaştırılacağı oldukça önemlidir. Diğer yandan bir parti içinde savaşım kazanılmadan veya parti safları netleştirilmeden, iktidara yürümek ve bir savaşımı gerçekleştirmek de mümkün değildir. Bütün diğer örgütlere baktığımızda, kendi içleri karışık olduğundan politika alanında seslerini duyuramamaktadırlar. Zaten örgütler kendi içlerinde dağınık olurlarsa savaşı geliştiremezler. Savaşa yeltenseler de yenilmekle yüz yüze kalırlar.
Bu bir gerçek olduğundan, PKK tarihine baktığımızda, çeşitli tasfiyeci eğilimlerin ortaya çıktığını görürüz. Daha önce ortayolculuk, karşı-parti vb. terimleri açtık ve işledik. Bunlara tekrar değinmeyeceğiz ama, sorun şu yanıyla vurgulanmalıdır: Parti Önderliği’nin tasfiyeciliğe, ortayola veya diğer sınıf dışı anlayışlara karşı geliştirdiği tavır hem çözümleme düzeyinde, hem de zamanında ve yerindedir. Yaptığı belirlemeler ve önceden aldığı tedbirlerle hem bu eğilimleri ortaya çıkarıyor, hem de bu eğilimlerin faaliyetlerini boşa çıkarıyor. Bu tavrın belirleyici yönünü görmek mümkündür. Örneğin merkez var, kadrolar var, ama bu eğilimlere karşı etkili olamadıklarını görüyoruz. Bir Zelê pratiğini örnek verebiliriz. Orada merkezde olan arkadaşlar da vardır. Hatta doğrudan yakın olan arkadaşlar da vardır. Bunun ötesinde kadrolar mevcuttur. Fakat bütün bunlara rağmen, merkezde olanlar durumu gördükleri halde müdahale edemiyorlar. Hatta bazı yönleriyle uzlaşıyorlar. Orada ortaya çıkan ortayolcu eğilimi durduracak gücü kendilerinde bulamıyorlar.
Bütün bunlar şunu gösteriyor: Bir yerde veya başka bir alanda ortaya çıkan tasfiyeci eğilim, kadroların alışkanlıklarıyla neredeyse tam amacına ulaşabiliyor. Bu noktada tekrar Parti Önderliği’nin tavrına bakmak gerekiyor. Parti Önderliği çeşitli alanlarda çıkan bu eğilimlerin üzerine giderken veya tasfiyeciliğin tasfiyesini geliştirirken, bu sadece o anki müdahaleden ibaret değildir. Yani daha önceden hazırlanan bir dizi tedbirler vardır. Parti kadrolarına yönelik, taraftarlara yönelik, halka yönelik çözümlemeler ve perspektifler vardır. Bu konuda ciddi değerlendirmeler söz konusudur. Bu eğilimler karşısında örgütün korunması için alınan tedbirler vardır. Dolayısıyla Parti Önderliği’nin tavrı ortaya konulduğunda bu gibi eğilimler rahatlıkla tasfiye edilebiliyor. Parti Önderliği’nin bir belirlemesini aktarırsak, bu daha rahat anlaşılabilir: “Bizim çabalarımız eğer dayatılan bu tasfiyeciliği etkisizleştirmeseydi, şimdi bizim bu PKK, düşmanın elinde halkımıza karşı savaşan bir numaralı örgüt olabilirdi.” Bir diğer değerlendirme de şöyledir: “Eğer inkâr, ihanet, gaflet ve her türlü yetmezlik parti içinde çözümlenmeseydi, belli ki biz bu mücadeleyi çok yıllar öncesinden kaybederdik. Belirttiğimiz gibi düşmanın en iyi kullandığı parti durumuna gelirdik.”
Bu tespitler şüphesiz yerindedir. PKK tarihine baktığımızda (daha önceki incelemelerde de bunu çok iyi görebiliyoruz), Parti Önderliği’nin bu alandaki hazırlıkları ve tedbirleriyle müdahaleler olmasaydı, PKK’nin baştan beri belli bir noktadan sonra diğer örgütlerin durumuna düşmesi mümkündü. Bu tehlike vardı. Bugün de bu tehlike vardır, ama zayıftır. Çünkü PKK güçlenmiştir ve tedbirleri daha fazladır. Bu konuda güç ve ilişkileri daha yoğundur. Yaşanan süreçleri dikkate alırsak, tasfiyeciliğe karşı savaşımda Parti Önderliği kurum olarak önemli rol oynamıştır. Parti Önderliği’nin tavrı söz konusu olmazsa, gerçekten PKK, Parti Önderliği’nin deyişiyle, ya mülteci durumuna, ya da diğer örgütlerin durumuna veya diğer örgütler gibi kendisini kullandıran bir örgüt durumuna dönüşebilirdi. Yani zayıflamış küçük bir örgüt olarak şu ya da bu gücün kullanabildiği veya çok açık olarak kullanılamasa bile hareketsiz duruma düşmüş bir örgüte dönüşebilirdi.
Bu açıdan bir devrimde, bir partide önderlik tavrının bu konuda da devrimi ve partiyi kurtarmada belirleyici bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Tabii partinin kurtarılması aynı zamanda devrimin de kurtarılmasıdır. Çünkü parti kaybederse devrim çok rahat kaybeder. Partiyi kaybedenler devrimi de kaybederler; örgütü kaybedenler de savaşı kaybederler. Doğal olarak işin başı kaybedildi mi, zincirleme olarak işin diğer alanları da kaybedilir. Bu açıdan da Parti Önderliği savaşı geliştirebilmek için işin başının sıkı tutulması gerektiğini sürekli vurgulamaktadır. Bu konuda da tavizsiz bir tavır sergilemektedir. Partiyi sağdan ve soldan gelebilecek tehlikelere karşı korumada oldukça duyarlı davranmaktadır. Bu da PKK’nin ayakta kalmasına ve savaşımı bu boyuta getirebilmesine yol açmıştır.
Tarihe damgasını vuran önderlerin tavrı, Lenin’de de görülmektedir. Lenin sonrasını düşünelim, gerçekten aynı düzeyde cevap verecek önderlik çıkmadığı için, Bolşevik Partisi’nin başına gelenler biliniyor. Hz. Muhammed de büyük bir önderliktir, fakat ondan sonra yaşananlar da bilinmektedir. Örneğin muaviyeler vardır. Hz. Muhammed’den sonra İslam devriminin başına gelenler de bu muaviyelerin ortaya çıkışıyla başlamıştır. Orada ortaya çıkan iktidar İslam devrimini oldukça sağ ve gerici bir çizgiye çekmiştir. Bu konuda Parti Önderliği’nin bir belirlemesi vardır. Diğer devrimleri eleştirirken, “Onlar devrim yapan insanı yetiştirdiler, ama devrimden sonrasını daha fazla düşünmediler” der. Hatta Bolşeviklerin başına gelenler veya diğer devrimlerin başına gelenlerin az çok bununla bağı vardır.
Kürdistan’da bir devrim hareketi geliştirilirken Parti Önderliği’nin tavrı sadece devrimi yapacak kişiliklerin değil, aynı zamanda bu devrimi yaşatacak kişiliklerin de ortaya çıkarılması yönündedir. Tabii ki, devrimi yapabilecek iktidarı geliştirebilecek ve kendi yaşamlarıyla, moral değerleriyle, tüm insani yaklaşımlarıyla buna sahip çıkabilecek kişiliklerin ortaya çıkarılması da önemlidir. Yani bir devrim nasıl kazanılır ve nasıl kaybedilir konularında Parti Önderliği’nin dünya devrimlerinden çıkardığı dersler vardır. Bu sonuçları şimdiden Kürdistan devrimine yansıtıyor. Bu nedenle Parti Önderliği Kürdistan üzerine şunları sık sık söylemektedir: “Henüz biz iktidarı kurmadan, iktidar paylaşımını düşünen eğilimler var. Bazı yerler iktidar kurduktan sonra paylaşıma girişebiliyorlar. Ben iktidar savaşımını geliştirirken parti içinde veya savaş içinde, yaratılan değerleri ve olanakları kendi çıkarları ve kendi yaşamları için kullanmak isteyenler vardır.” Şüphesiz bu eğilimlerin PKK’nin kurmak istediği iktidarla ilgisi yoktur. İktidarlaşmaya giderken, iktidarlaşmanın kurumlarında da halkın inisiyatifi geliştirilecek, halkın çıkarları gözetilecek. İşin önemli bir yanı da, Parti Önderliği’nin bugünden devrimi yapacak toplumun ve insanın özelliklerini yaşaması ve yaşatmasıdır. Belki iktidarlaşmanın birçok özelliği kuruluş itibariyle bugünden yaşanmaz, ama yaşam tarzı bilimsel sosyalizm ise sosyalizmi kişiler bugünden yaşamalıdır. Felsefesiyle, ahlak değerleriyle bu yaşama başlanmalıdır. Yine devrimin ortaya çıkardığı ister ulusal, ister demokratik, ister sosyalist özellikler açısından olsun, bu değerlerin bütününü kendilerinde somutlaştırabilecek kişilikler, hem bu devrimi yapabilir, hem de bu devrimi yaşatabilirler.
Dolayısıyla Parti Önderliği insana yaklaşırken, onun yeteneklerinin alabildiğine geliştirilmesini de kendi önüne hedef koymaktadır. Bu konuda reel sosyalizme yaptığı eleştiriler vardır. Reel sosyalistler, insan yeteneklerini körelttiler veya kuruculuktan sonra savunmaya geçtiler. Bir dönemden sonra insanı mekanikleştirerek reformist anlayışlara düşürdüler. Yani “şu kadar doysanız sosyalizmdir” veya “şu kadar refah olursa bu sosyalizmdir” dediler. Diğer yandan bazılarımızın ne kadar mekanik olduklarına bakalım. “Ne kadar bilimi kullanıyorsak, o kadar sosyalistiz” anlayışıyla hareket ediliyor. Parti Önderliği’nin geliştirdiği çözümlemeler reel sosyalizmin yarattığı kişiliklerden farklı olarak, bütün insani değerlerle, bütün olumlu kültürlerle ve devrimin olumlu değerleriyle birlikte bir yaşam biçimini ve onun kişiliğini yaratmak amacındadır. Bu açıdan da kuruculuğa yaklaşırken, Kürdistan’da ikili iktidarı ele alırken, yaklaşım böyle geliştiriliyor. İktidarı kuracak kişiler devrimcidir. İktidarın başına gelecek kişileri şimdiden şekillendirerek, hazırlayarak teminat olurlar. Bu oldukça önemlidir. Nitekim Kürdistan toplumunun gerilikleri göz önünde bulundurulursa, bu konuda da ciddi yetersizlikler vardır. Parti Önderliği’nin tavrı Kürdistan toplumunun geriliğine rağmen, Kürdistan devrimini yürütebilecek veya Kürdistan’da iktidarı kurabilecek onurlu kişilikleri yetiştirmek ve bu iktidarı doğrudan bunlara dayandırmak yönündedir. Ancak bu şekilde kurulacak iktidar kendini halkla beraber ortaya çıkarabilir. Diğer eğilimlerin halkı dıştalamak istedikleri, taraftarların, kadroların ve halkın önünü kestikleri çok açıktır.
Bu açıdan Parti Önderliği devrim kavramından bahsederken, bazen şunu söylemektedir: “İktidarı düşünmüyorsunuz. Devrim yapmak, mücadele etmek istiyorsunuz ama bir iktidarın nasıl olacağını da düşünmüyorsunuz.” Daha önce de bu konular anlatılmıştı. Devrim yapan güçler, kadrolar ve öncüler açısından iktidar kavramının biraz netleşmesi gerekir. Bunun yönetilmesinde, yürütülmesinde kişiliklerin kendilerini buna hazırlamaları gerekir.
Doğal olarak çok ciddi savaşlar verilebilir ama kuruculuk işi iyi yapılmazsa, iktidar olayı iyi anlaşılmazsa çok ciddi tahribatlar, yenilgiler de ortaya çıkabilir. Örneğin bugün Kürdistan’da sosyal alanda birçok dağınıklık ve hareketlilik vardır. Aileler parçalanmaktadır. Parçalanan bu aile ve yapı içinde oluşan kişilikleri henüz taktik önderlik düzeyinde incelersek, bunların örgütlendirilmediği de görülür. Bunlara dayatılan yeterli bir örgütleme söz konusu değildir. Cephesel çalışmalarda da, eğitimden tutalım örgütlenmeye ve savaştırılmaya kadar eksiklikler vardır. Yani devrim bir dizi olanak-fırsat ortaya çıkarmış, ama buna cevap verecek kişilik yoktur. Parti Önderliği’nin sözünü ettiği kurucu insan kişiliği gelişmiş değildir. En azından buna aday olanlar da büyük yetersizlikler taşımaktadır. Bu açıdan da insanı ele alırken, Parti Önderliği, aynı zamanda politika yapan insanın iktidarı önüne koymasını ve iktidar olayını yoğunca düşünmesini dayatmaktadır. İktidar olayını düşünmeyen veya iktidar olayına talip olmayan, kendi büyük fedakârlığı, büyük cesaretini anlamsızlaştırmış olur.
Parti ve halk birliğinde önderlik
Bilindiği gibi örgütleme aynı zamanda birleştirme hareketidir. Baktığımız zaman PKK’nin bir birlik hareketi olduğu ve birliğin sağlanması açısından Parti Önderliği’nin büyük çaba sahibi olduğu görülür. Ama birliğin nasıl sağlanacağı da çok önemlidir. Bu büyük bir sorun ve olaydır. Şüphesiz büyük sorunlara büyük cevaplar verilmek zorundadır. Bu arada kadrolar olarak kendi pratiklerimize baktığımızda, birleştirmekten çok sık sık dağıtıcı olduğumuzu görüyoruz. Yani insanlarla ilişki nasıl kurulur, bu temelde nasıl birliğe çekilirler? Yine insanlar arasında sevgi saygı nasıl yaratılır; bir dava etrafında nasıl birleştirilirler? Bu sorunlar önemli ve ciddidir. Biliyoruz ki, Kürdistan’da ilk çıkışla birlikte zor temelinde insanları bir araya getirmek mümkün değildir. Bu yöntemle bugün de mümkün değildir. Bu açıdan örgüt birliğine, halk birliğine, ulus birliğine giden yolda Parti Önderliği’nin sarf ettiği çabaları çok iyi görmek gerekiyor. Bunu görmek kadar, uygulamak da çok önemlidir. Birlik veya çözümleyicilik açısından önemli olan, insanlar arası sevgi ve saygı olayını Parti Önderliği’nin nasıl yaratıp başardığıdır. Yani insanlar nasıl kendilerini sevdirecekler, nasıl saygınlık kazanacaklar konusu çok yoğun ve zengin yöntemlerle geliştirilmiştir.
Saflarımızda sık sık şu örnek görülebiliyor: “Şu arkadaş beni istemiyor” veya “Şu arkadaş bana saygı duymuyor.” Oysa burada önemli olan, bizim ne kadar sevgi ve saygı yaratabildiğimizdir. Her şeyden önce sevgi ve saygı ancak büyük emekle yaratılabilir. Eğer bunu emek temelinde başaramamışsak, başkasından sevgi ve saygıyı beklemek doğru olmaz. Kişiler açısından şöyle de söylenebilir: Saygı herkese gösterilebilir, ama herkesin sevgi olayını yaratması biraz da kendisine bağlıdır. Yani ne kadar kendisini sevdirebilir, ne kadar çekici kılabilir, ne kadar birleştirebilir sorununu görmek önemlidir. Bu, kişinin harcadığı çabaya, kişinin geliştirdiği örgüt ilişkisine, bu konulardaki yaklaşımına bağlıdır. Bir de örgüt ilişkilerini bütün gün veya bütün zaman yaşayabiliyor mu? Şüphesiz bütün bunlar temel ölçülerdir.
Parti Önderliği ilk çıkış yaptığında bütün insanların onu sevmesi, onların saygısını kazanması kolay olmamıştır. Buna rağmen günümüzdeki olay nasıl başarılmıştır? Her şeyden önce Parti Önderliği, büyük çözümleyici güç olarak kendini topluma dayatmıştır. Parti içinde de bu çözümleyiciliği kişilere dayatmıştır. Bu konuda örgüt ilişkilerini düzenlemekle, bunda derinlik sağlamakla, bu yönlü büyük çabalar sergilemekle saygınlık kazanmış ve otorite olmuştur. Büyük sevgi, saygı ve bağlılık olayını bu çabalar temelinde parti içinde ve halk içinde ortaya çıkarmıştır. Ulaştığı bu konum sonucu, Parti Önderliği’nin söylediği her sözün herkes tarafından dikkatle dinlenmesine yol açmıştır. Öyle ki, gerektiğinde toplumu, kadroları, hatta PKK’lilerin tümünü bile karşısına alabilecek bir güce ulaşmıştır.
Bu çok önemli bir olaydır. Çünkü bir önderlik örgüte yaklaşımı konusunda her şeyi kendisinden başlatmak zorundadır. Dikkat edilirse, Parti Önderliği’nin örgüt ilişkisini, parti birliğini koruma çabası an be andır. Örgüt ilişkisini düzenlerken belli kalıplar içerisinde kalmıyor. Yetki temelinde yapmıyor. Değer verirken de şematik yaklaşmıyor. Daha çok ne kadar emek harcandığı, yetkinin nasıl kullanıldığı, örgüte ne kadar kazandırıldığı, yaşamın mücadeleye ne kadar adandığı konularını ölçü alıyor. Yetkiye ve şemalara göre ilişkileri sürdürmüyor. Elbette bir hiyerarşi vardır, ama bu klasik komünist veya sosyalist partilerde olduğu gibi, herkesin belli bir mevki tuttuktan sonra onun üzerinde yatmasına müsaade etmiyor.
Kısaca biz bunları şu açıdan vurguluyoruz: Bir birliğin nasıl yaratılacağının, Parti Önderliği’nin kendisini nasıl birliğin sembolü durumuna getirdiğinin iyi anlaşılması gerekiyor. Burada Parti Önderliği, toplumdan saflara gelen kişileri kabul ederken, olumsuzluklarıyla uzlaşmıyor, olumlu yanlarını temel alarak sistemli bir çözümleme temelinde olumsuz yanlarına karşı savaş açıyor. Parti Önderliği’nin bu özelliği oldukça gelişkindir. Bugün çok kolay olarak bir bakıma atılması gereken yanları nedeniyle bütün topluma da savaş açabiliyor. Bütün partiye karşı da böyledir. Ama bu savaş hangi yöntemlerle, nasıl yürütülmüştür? Bunu anlamak önemli ve gereklidir. Örneğin, eskiden böyle bir savaş açma gücünü bulamazdı.
Şüphesiz bu konuda bugüne kadar PKK mücadelesinde şehitlerin yarattığı değerler vardır. Bu dönemi, mücadelede büyük emeği geçen yoldaşların yarattığı değerler şekillendirmiştir. Tabii halkın da büyük katkısı olmuştur. Bütün bu değerlerin temsilini Parti Önderliği yapmaktadır. Söz konusu değerleri her koşulda koruyan Parti Önderliği, bu nedenle büyük saygı, büyük sevgi ve büyük bağlılık olayı haline gelmiştir. Bu duruma geldikten sonra da rahatlıkla eski toplumsal yapıya savaş açabilmektedir. Aslında ilk çıkışta da bir savaş söz konusudur ama toplum bunu fazla dinleyecek durumda değildir. Çünkü ilk başlarda dar bir kesimle hareket edilmektedir. Daha sonra toplumun belli bir kesimi örgütlü duruma getirilirken, bugün ise halk kategorisine giren toplumun bütün kesimleri bir araya getirilmektedir. Bir yandan toplumun bütün kesimleri ortak bir dava etrafında birleştirilirken, diğer yandan olumsuzluklarına karşı zaman zaman herkesin hayret edebileceği bir şekilde savaş açılmaktadır.
Bu olayı şöyle de değerlendirebiliriz: Parti Önderliği ilkin insanları mevcut yapılarıyla kabul etmiyor. İlkin dağıtıyor. Yani bütün olumsuz özelliklerini parçalayarak, bunu onlara kavratarak, beyinlerini ve yüreklerini fethederek eskiye ait olumsuz özellikleri tahrip ediyor. Bir anlamda düşmanın kişilikte yarattığı tahribatı, Parti Önderliği de parti ve halk içinde tahrip ediyor. Bu kişilik yapısını ilkin dağıtıyor, ardından yerine yeni bir kişilik şekillendiriyor. Birlik de bu temelde kuruluyor. Düşmana ait olan duygu, düşünce ve davranışlar, değer yargıları parçalanarak, yeni bir kişilik yapısı inşa ediliyor. Bu temelde şekillendirilen kişiliklerin yaratılması, doğal olarak bir birliğe de yol açıyor. Parti Önderliği’nin güç kazanması da bu mücadele sonucunda gerçekleşiyor. Bugün Parti Önderliği’nin her sözünün PKK’lilerde olduğu gibi, toplum içinde de dinlenmesi bu gelişmenin sayesinde oluyor. Hatta Parti Önderliği’nin söyledikleri, çözümlemeleri düşman tarafından da dikkate alınıyor. Bu konuda Parti Önderliği’nin bir deyimi vardır: “Benim yaptığım, sizin beyninizi ve yüreğinizi fethetmektir.” Daha önce de konuyla ilgili verdiğimiz bir örnek vardı: “Ben sizin burnunuzdan girer beyninizden çıkarım, ama bunun farkında olmayabilirsiniz veya farkında değilsiniz.”
Şüphesiz bu bütün gerçek önderlerde olması gereken bir özelliktir. Ama bugüne kadar bütün dünya devrimlerine bakıyoruz, Parti Önderliği’nde toplumla veya kişiliklerle ilgili çözümleyici güç çok daha üst düzeydedir. Nitekim PKK’nin bugünlere dek taşırılmasında en belirleyici yanlardan biri budur. İnsanları çözmek ve yeniden yaratmak bütün devrimlerin temel konusudur, ama bütün devrimlere baktığımızda insanı kendilerine konu yapmakla birlikte, insan üzerinde sonuna kadar uğraşmadıkları görülür. Kaldı ki dünya tarihinde bu konuda çeşitli hatalar da görülmüştür. Ve Parti Önderliği de bu konuda dersler çıkarmıştır. Çıkarılan derslerde olumsuz yanlar atılmış, olumlu yanlar ise alınmıştır.
Yine öte yandan dinlere bakalım; üzerinde en çok durdukları temel konu insan olmuştur. Sosyalizmde de insanların yabancılaşmaktan kurtarılması veya insanların yozlaşmaktan, çürümekten kurtarılması için temel uğraş verilir. İslam devrimlerinde de insanların cahillikten veya karanlıktan kurtarılması sorunu gündemleştirilir. Yani devrimlerin özellikleri ve amaçları çok farklı olmakla beraber, insanları temel almaları ortak yanlarıdır. Her devrim insanı kendi amacına göre şekillendirir. Kısacası dünya devrimlerine baktığımızda, Parti Önderliği’nin bütün bunların sentezi olduğunu, hatta bütün bunları daha ileri bir boyuta götürerek, bu temelde Kürdistan toplumunda insanlarla uğraşarak, Kürt insanını harekete geçirme konusunda dünyada şimdiye kadar gelişen önderlikler içinde çok önemli bir aşamayı tutturduğunu söyleyebiliriz. Hepimiz de çok yakından biliyoruz ki, başka türlü Kürt toplumunu harekete geçirmek veya PKK’lileri savaştırmak mümkün değildir. Bu konuda Parti Önderliği 2. Kongre dönemine ilişkin şunları belirtiyor: “Biz belli programlar veya belli perspektifler koyarak önü açarız. Arkadaşlarımız gider bunları uygulamaya geçirirler. Fakat sonra pratikte gördük ki, durum böyle değil veya böyle gerçekleşmiyor.” Nitekim biz daha sonraki PKK pratiğine bakıyoruz, Parti Önderliği’nin bu tespitinin çok önemli olduğunu görüyoruz. Bu tespit ardından çözümlemeler tarihi başlatılıyor. Şüphesiz çözümlemeler eskiden de vardı, fakat bu sefer çok daha özgün yanlarıyla kişilikler çözümlenmeye tabi tutuluyor. Hepimiz biliyoruz ki, bu çözümlemelerde birey şahsında bir toplum, Kürdistan devrimi şahsında dünya devrimi çözümleniyor. Bu gereklidir; çünkü devrimlerde en önemli güç insandır. PKK’nin bu konudaki insan uzmanlığını ve bu yönlü mücadeledeki büyüklüğünü görmek gerekiyor.
PKK’deki çözümlemeler tarihine baktığımızda bu konuda bir dizi yenilikleri görüyoruz. Örneğin, diğer bütün devrimlerin pratiklerine bakıyoruz ve diğer klasik kitapları okuyoruz. İnsanlar, sınıflar ve toplumlar konusunda çeşitli çözümlemeler vardır. Ama Parti Önderliği’nin çözümlemeleri tüm bunlardan daha ileri ve farklıdır. Bu biraz da Kürdistan toplumunun özelliklerinden kaynaklanıyor. Bu açıdan Parti Önderliği, Kürdistan devriminin ilerletilmesinde çözümlemeleri çok önemli görmüştür. Bu nedenle çözümlemeleri sınırlandırmamış, süreklileştirme gereğini duymuştur. Bir insanı çözümleyip yürütmekle beraber, bu gelişme üzerinde yeni çözümlemeler yapmıştır. Bu temelde bir de insan yeteneklerini ortaya çıkarmak, onu doğru tarzda harekete geçirmek hedefleniyor. Dikkat edilirse, bu çözümlemelerle bir halk birleştiriliyor ve en genel anlamıyla bir ulus yaratılıyor. Yani birlik altında bu özellikler yatıyor.
Örgüt ve önderlik kurumu
İlk başta veya ilk çıkışta var olan deneyimlerden belki sınırlı bir etkilenme var, fakat PKK’nin veya Parti Önderliği’nin örgüt yaklaşımı mevcut hareketlerden çok farklıdır. Diğer parti modellerinin PKK’de izlenmesi söz konusu değildir. Zaten dışındakiler için PKK örgüt yapısı ve gelişmesi bir sırdır. Bunlara göre hayret edilebilecek bir durum vardır. Kendi açımızdan da, PKK’yi tam anladığımız söylenemez. Parti Önderliği’nin örgütleme ve örgütü işletme tarzı ile bizim tarzımız arasında büyük fark vardır. Bizdeki örgüt ilişkisi, yetkiye yaklaşım biçimi, mevkiyi ele alış tarzı, olması gerekenden çok uzaktır.
Aslında Parti Önderliği PKK’deki modellerle de yetinmiyor. Onun örgüt anlayışında geliştirmek, yaratmak vardır. Eski ve yeniye bakmaz, fazla önemsemez. İş yapabilecek, örgüt ilişkisine dikkat edebilecek, güçlü uygulayıcı olabilecek kişilikleri ön plana çıkarır. Yine kişiliklerin tahribatını önleme konusunda bir sorunu yoktur. Kişinin mevkisi, yetkisi ne olursa olsun, görev alanı neresi olursa olsun, yaklaşımı nasıl olursa olsun, bütün her şeyi dikkate alarak tedbirler geliştirir. Görev değişimlerini bu temelde gerçekleştirir. Mevkiciliğin zeminini ortadan kaldırır. Bu konuda da büyük bir savaşımı vardır. Bu konuda karşılaştığı bir zorluk yoktur. Örneğin, diğer örgütlere bakıldığında, bir görev değişikliği öyle kolay kolay gerçekleştirilemiyor. Ya da bir görevin başındakiler, bir ölçüde adeta oraya yapışıyorlar. PKK’de bu yoktur. Bu, Parti Önderliği’nin örgüt anlayışıyla ve örgüt düzenleyişiyle yakından ilgilidir. Başka liderliklerde de görev kolay kolay değiştirilemiyor.
Örneğin, bazı kişilikler görevlerinde bir dönem ileri adımlar atmalarına rağmen, daha sonra bir tıkanmanın nedeni olabiliyorlar. Parti Önderliği hemen bunu aşmanın pratik tedbirlerini geliştiriyor. Bu anlamda klasik örgüt modeline itibar etmiyor. Ulusal kurtuluş savaşına aşama yaptırmak esastır. Diğer örgüt ve devrim hareketlerine bakıyoruz; örneğin Hz. Muhammed’de peygamberlik, ardından halifelik vardır. Hz. İsa’nın sonrasında havariler vardır. Yine Bolşevik Partisi’nde Lenin ve politbüro vardır. Ama PKK’de böyle bir durum yoktur. Parti Önderliği birinci adam, ikinci adam tanımlamasına karşıdır. Hizmette birinciliğin daha anlamlı olduğunu söyler. Bunu bir tedbir olarak ele alır. Bu tedbir insan içindir. Yani örgüte sahip çıkabilecek, örgütü yönetecek insan yetiştirmek amacındadır. Hizmette yarıştırma yaklaşımı vardır. Ama “halef-selef” şeklindeki anlayış ise kabul edilmiyor. Parti Önderliği’nin deyimiyle, bu konuda deneyimler göz önüne alınmakla birlikte, hiçbiri izlenmiyor. Yine bu Kürdistan devriminin özgün bir yanı olmakla birlikte, genel olarak örgüt anlayışı katılaştırılmıyor. Her zaman örgütün yenilenebileceği, her zaman bu işi yapabilecek kişilerin ortaya çıkabileceği, bu temelde örgüte daha iyi sahiplik edilebileceği, örgütün daha iyi işletilebileceği, güçlü bir örgüt yönetiminin oluşturulabileceği hesaba katılıyor. Diğer türlüsünün dünya tarihinde görüldüğü gibi, Kürdistan’da daha rahat tahribatlara yol açabileceği düşünülür. Çünkü Kürdistan toplum yapısının özellikleri çok daha kötüdür. Aynı şemalara uyulması veya diğer örneklerin izlenmesi durumunda Kürdistan’da çok ciddi tehlikeler ortaya çıkabilir. Dolayısıyla Parti Önderliği’nin örgüte veya partiye verdiği değeri iyi görmek ve anlamak gerekir.
Bunu şunun için vurguluyoruz: Parti Önderliği’nin diğer devrim yapmış önderliklerden bir farkı da bu noktadır. Sorun, bir devrim nasıl geliştirilir, bunun örgüt aracı nasıl yaşatılır ve işletilir sorunudur. Parti Önderliği, “Eğer PKK diğer örgütler gibi olacaksa, PKK’yi feshetmek gerekir” diyor. Yani diğer örneklerde görüldüğü gibi partinin kendi toplumunun, yine başardığı devrimin başına bela kesilmemesi için şimdiden tedbirleri alınıyor.
Şunu da rahatlıkla belirtebiliriz: Parti Önderliği’nin tüm ilişkileri siyasidir; yani örgüt ve savaş ilişkileridir. En üstte geliştirilen önderlik kurumu, şüphesiz bütün partiye de mal edilmek istenmektedir. Nitekim siyasi, örgüt, savaş ilişkileri Parti Önderliği’nin yaşamıyla bütünleşiyor. Bir önderliğin yaşamı bütünüyle bunlarla doludur; böyle anılır ve böyle sürdürülür.
Parti Önderliği, bu temsilciliği en üstte başarırken, taktik önderlik sahasında, başka alanlarda bizim ilişkiye, örgüte ve savaşa yaklaşımımız nedir? Geliştirdiğimiz bütün ilişkiler nasıl kuruluyor? Bu ilişkiler nasıl sürdürülüyor? Her zaman siyaseti düşünebiliyor muyuz? Her zaman örgütü düşünebiliyor muyuz? Bunlar üzerinde yoğunlaşmak ve bir devrimci olarak bütün yaşamımız bununla dolu olmak zorundadır. Parti Önderliği bunun en üst boyutudur. Bütün ulusu, bütün halkı, bütün partiyi veya bunların bütünlüğü temelinde bir yaşamı esas alırken, bütün kadroların ve taraftarların da bunu kendi alanlarında gerçekleştirmeleri gerekiyor.
Parti Önderliği kuracağı ilişkinin ne kadar siyasi ve savaş ilişkisi olup olmadığına bakıyor. Örneğin, günlük sohbetlerde sık sık geliştirilen ahbap-çavuşluk ilişkilerini, sıradanlığı eleştiriyor. Bir günde düşünülen, yapılan ne kadar devrim içindir? Parti Önderliği’ne bakıldığında, sohbetlerde olsun, hatta yemekte olsun konuştukları genellikle siyasi konulara ilişkindir. Bu konuda kişiliğini açmakta, tüm zamanını devrimi ilgilendiren konulara ayırmaktadır. Bu konuları tartışır ve üzerinde yoğunlaşır.
Parti Önderliği’nin bu tarzı bir halk, bir ulus veya bir partinin mücadelesi için belirleyicidir. Ama bu tarzın diğer alanlara da taşırılması gerekiyor. Zaten sorun da, bu noktadadır. Parti Önderliği’nin tarzı alanlara taşırılırken, ya parça parça uygulanıyor, ya da zaman zaman hiç uygulanmıyor. Bir de aklımıza gelirse uyguluyoruz. Şüphesiz ki bu, bir devrimcinin yaşantısında, ilişkisinde, örgüt anlayışında, görev ve yetkiye yaklaşımında kopukluğa yol açıyor. Fakat Parti Önderliği’nin tarzına ve örgütü düzenlemesine baktığımızda, bu konuda herhangi bir kopukluk yoktur. Sürekli bir akış vardır. Bir kesinti görmek mümkün değildir. Yine sürekli direnme, yoğunlaşma ve derinleşme görülür. Nitekim bütün ilişkilerinin temelinde büyük bir derinlik vardır. İlişkilere yaratıcı yaklaşır. Böyle yaklaşıldığı için de önderlik kurumu oturmuş ve dolayısıyla bunun hakkı verilmiştir. Hatta son dönemlerde Parti Önderliği yeniden partileşmemiz gerektiğinden bahseder. “PKK’lileşelim, savaşı kazanalım” adı altında bu konuyu yoğunca işledik. Şüphesiz bu, yeniden partileşmektir. Bu gereklidir. Çünkü PKK’ye katılım genişlemiştir. Bu temelde PKK’de aşılması gereken sorunlar vardır. Bunun için Parti Önderliği’nin bütün partililere, partileşme konusunda çağrısı ve talimatı vardır. Partileşme, parti birliğinin sağlamlaştırılması ve parti saflarının netleştirilmesi açısından önemlidir. Bugün parti içinde bunun savaşımı verilmektedir. İçte olduğu gibi, dışa yönelik de bunun savaşımı verilmektedir. Mücadelenin her alana oturtulması ve partiyi kemiren özelliklerin giderilmesi açısında partileşiliyor.
Bu anlatımlarımızdan sonra sonucu şöyle bağlayabiliriz: Parti Önderliği’nin yaklaşımı, sürekli örgütü canlı tutmak yönündedir. Yani sürekli çalışan bir canlı organizma gibi önem vermektedir. Yani vücuttaki bölümler gibi, biri çalışmazsa nasıl diğerleri de işlevsiz kalıyorsa, bu bir örgüt için de geçerlidir. Parti Önderliği’nin, “Siz beni sık sık zorluyorsunuz” demesinin bir nedeni de budur. Demek ki bir alanda örgüt çalıştırılmazsa, bunun beyne kadar yansımaları olur. Bu açıdan PKK’de bir örgüt kurmak, bir örgütü sürekli çalıştırmak şarttır. Şüphesiz örgüt içine eylemden yaşama kadar birçok şey girer. Örneğin, bir gerillanın savaş koşullarında yaşamı nasıl olmalıdır? Parti Önderliği’nin bu alanı sürekli gözetlemesi, dikkat etmesi söz konusudur. Örgütü işletmeyenlere karşı yeni insanlar yetiştirilmekte, bu temelde tedbirler geliştirilerek örgüt işleyişi sağlanmaktadır. Yani örgütün sürekli canlı tutulması hedeflenen bir olaydır. Ayrıca bu konuda örgütü tıkatanlar, örgütün önünü açanlar kimlerdir, bunun için gerekli düzenleme nedir, kim ne yapabilir, ne yapamaz konularında sürekli bir yoğunlaşma ve eleme vardır. Bunlar her zaman PKK’de gözetilen sorunlardır.
Materyalizm ve önderlik
Bir başka noktaya değinelim. Belki bunu fazla açamayız ama bazı yönlerini vurgulamak açısından önemli olabilir. Bilimsel sosyalizm açısından reel sosyalizmde yaşananları ve sonuçlarını da biliyoruz. Marx, Engels, Lenin ve daha sonraki dönemlerde sosyalizmin uygulanmasında yaşanan çeşitli sorunlar olmuştur. Parti Önderliği’ne baktığımızda, sosyalizmin tahlil edilmesinde ve Kürdistan koşullarına uyarlanmasında büyük bir yaratıcılığın olduğunu görüyoruz. Burada sergilenen yaratıcılığın yanı sıra, gerçekten dünya devrimlerine yapılan katkılar da vardır. Nitekim Parti Önderliği’nin çeşitli konularda yaptığı açılımlarda, klasik yaklaşımları aşan yeni sosyalist yorumlar ve yeni katkılardan söz edebiliriz. Örneğin Marx ve Engels, dönemlerinde sosyalizmin geliştirilmesinde bir doruk rolünü oynamışlardır. Daha sonra Lenin, emperyalizm çağında sosyalizmi uygulamış ve yeni katkılar sunmuştur. Lenin sonrası sosyalizm uygulamalarında ise tıkanmalar yaşanmıştır. Şüphesiz sosyalizmin belli bir durağının olmadığını ve sürekli bir bilim olarak geliştiğini Parti Önderliği sık sık vurgulamaktadır. Bu bakımdan sosyalizm değerlendirilirken, sürekli aynı şeyleri tekrarlamak yerine, onu yeni yorumlarla geliştirmek gerektiği açıktır. Bu açıdan Parti Önderliği’nin, yeni yaklaşımlarıyla sosyalizme yaptığı katkılar vardır.
Örneğin, PKK 4. Ulusal Kongresi’ne sunulan politik raporda insanlığın durumunu ortaya koyma biçimi, mevcut sosyalizmi aşma yaklaşımı yeni bir tespittir. İnsanlığa yeni bir yaklaşımla sorun ele alınmaktadır. Diğer yandan sosyalizmi gerçekleştirecek kişilik şekillendiriliyor. Parti Önderliği’nin diğer önderliklerden ayıran temel yaklaşım, sadece devrimi yapan kişilikleri değil, devrimi sürdüren ve yeni bir toplumu yaşayan kişilikleri de bugünden yaratma mücadelesini vermektir. Bu yönüyle de sosyalizme katkılardan söz edebiliriz. Bunun ötesinde Parti Önderliği, ulusal kurtuluşa, sosyalizme ve işçi sınıfına artık eski klasik tutumlarla yaklaşılamayacağını belirtiyor. Klasik yaklaşımın sosyalizmi geliştiremeyeceğini ortaya koyuyor. Yine işçi sınıfına yaklaşırken, Avrupa’da işçi sınıfı için geçmişte işte Marx’ın, Engels’in, Lenin’in söylediklerini tekrarlamanın doğru olmadığını, bununla gelişmenin yaratılamayacağını nedenleriyle vurguluyor. Çünkü işçi sınıfının durumunun eskisi gibi olmadığını söylüyor. Dolayısıyla sosyalizmin çıkış yapması için günümüzün koşullarında ortaya çıkan yeni sorunlara, işçilerin değişen durumuna, yani Avrupa’da veya diğer kapitalist ülkelerde ortaya çıkan geniş sorunlara göre kendisini yeniden gözden geçirmesi, yenilemesi ve geliştirmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Tabii bunun eski temeller üzerinde geliştirilmesi söz konusu ediliyor. İşte bu açıdan da yeni belirlemeler geliştiriliyor. Bunların hepsi açımlanabilir. Biz bu kadarıyla yetiniyoruz. Kısacası insanlık sorunlarının dünyasallaşması veya evrenselleşmesi, çağ ve doğa sorunlarının karmaşıklaşması nasıl ortaya çıkmıştır? Bu konuda bir dizi tahliller yapılmıştır. Örneğin eskiden yapıldığı gibi işçi sınıfı için “zincirlerinden başka kaybedeceği bir şeyi yoktur” belirlemesi veya proletaryanın tanımlanması günümüz koşullarında eksik kalıyor. Proletaryanın değişmiş olduğundan, buna göre bir devrim anlayışının, bir sosyalist veya insanlık hareketinin geliştirilmesi konusunda yoğunlaşılmaktadır. Şüphesiz bunlar gelişmeye ve geliştirmeye açık eylemlerdir.
Diğer yandan şu ana kadar materyalizmin dine yaklaşımı ve dini yorumlaması doğrudur. Fakat uygulanmasında ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Kendilerine komünist veya sosyalist diyen partilerin dine yaklaşımında kaba materyalist anlayışlar vardır. Parti Önderliği, dinin kaba materyalist anlamda yorumlanmasının doğru olmadığını, hatta kurulan sosyalizmlerde bile dine karşı hem inkârcı yaklaşılarak, hem bazı kaba yöntemler uygulanarak bu sorunun halledilemediğini belirtiyor. Tabii bu yaklaşımın olumsuz sonuçlarını da gördük. Mesela tümüyle çözüldü denilen ülkeler, kiliselerin veya dinin yasaklandığı ülkeler vardı. Kiliseler buralarda çok rahat çalışabiliyordu. İnsanlar başka bir alanda, yani dinle şu veya bu şekilde yeniden buluşabiliyordu. Bu konuda da Parti Önderliği’nin çözümlemelerini tekrarlamayacağız ama dinin yeniden yorumlanması konusunda yapılan katkıları görmek gerekiyor. Genellikle bu konuda sosyalistlerin veya devrimcilerin politikada, devrimi geliştirirken veya yeni bir toplumu kurarken dine yaklaşımda kaba olan yanlarının vurgulanması söz konusudur. Diğer yandan bu kaba yanların eleştirisiyle birlikte, insanların manevi dünyalarıyla da ilgilenme durumu vardır. Bu konuda insanların manevi dünyası, onların zayıflıkları tahlil ediliyor ve yetenekleri geliştirilmeye, güç verilmeye çalışılıyor. Dinin etkisinin giderilmediği şeklinde vurgulamalar vardır. Aynısını kişilik açısından da söyleyebiliriz. Biz bunu tekrarlamıyoruz. Bu konuda da kişilik açısından yapılan çözümlemeler, katkı olarak görülebilir.
Yine kadın sorunuyla ilgili mevcut sosyalizmin eksik yaklaşımları vardı. Örneğin devrim yapıldığında sömürünün kalkmasıyla, devrimin gerçekleştirilmesiyle, bu sorunun çok rahat bir şekilde çözülebileceği düşünüldü. Gerçekte ise yaşanan pratiklerde sorunun bu kadar kolay çözülemeyeceği görüldü. Bütün bunlar dikkate alındığında, Parti Önderliği’nin kadın konusunda yaptığı çözümlemeler, kadın sorununa eski klasik yaklaşımları aşmaktadır. Bu çözümlemelerde kadın sorununa bağlı olarak erkeğin kadın üzerindeki egemenliği yanında, erkeğin de kadına bağlı olduğu tanımlanıyor. Bu zaman zaman kadın-erkek ve aile sorunu olarak da vurgulanmaktadır. Parti Önderliği, bunu bağlantılarıyla birleştirerek ele alıyor. Örneğin bir taraftan bir cinsin egemenliği, diğer taraftan da iki cinsin ezilmişliği çözümleniyor. Yine iki cinsi ezen ve kendine bağlayan gücün durumu bir de kadın-erkek-aile sorunu çerçevesinde ortaya konuluyor.
Bu anlamda Kürdistan devrimini diğer devrimlerden ayrı tutan yanlardan biri de, kadın sorununun bugünden çok ciddi çözümlemelere tabi tutulması veya bugünden kadın sorununa giriş yapılmasıdır. Bunun için atılan adımlar ve yapılan yoğun çözümlemeler vardır. Biz bunları açmayacağız. Örneğin bir kadın ordulaşmasının başlatılması ve bu konuda sağlanan derin çözümlemeler vardır. Hatta bu çözümlemeler sorunun cinsellik boyutuna, aşk boyutuna ve diğer bütün ilişkilerine kadar derinleştirilmiştir. Bunlar tümüyle çözüme doğru götürülüyor. Kadın sorununa inkârcı temelde yaklaşmanın, burjuva veya düzen içindeki anlayışlarla yaklaşmanın yanlış olduğu, bunların sonuçları temelinde PKK’ye ait veya sosyalizme ait bir yolun tutturulması gerektiği vurgulanıyor.
Aynı gerçekçi yaklaşım ulusal kurtuluş mücadelesi açısından da geçerlidir. Yani ulusal kurtuluşçuluğa kalıpçı yaklaşılmıyor. Parti Önderliği sık sık bu yaklaşımı vurguluyor. Eski dünyanın durumu, dost ve düşman tanımlaması, bağımsızlığa yaklaşım, ulusal kurtuluşçuluğun geliştirilmesi, anti-emperyalist tutum açısından eski tanımlamaların geçersiz olduğu sık sık belirtiliyor. Bu konuda Parti Önderliği’nin getirdiği yeni belirlemeler vardır. Örneğin bugün dünyadaki önderliklere veya sosyalizm alanında kendisine önderim diyenlere bakıyoruz, gerçekten de bu alanı doldurabilecek bir kişiliği bulmak zordur. Yani eskiden olduğu gibi Marx, Engels veya Lenin gibi ve hatta belli ölçüde Stalin gibi dünya çapında sosyalizm alanına damgasını vurabilecek, bu alanı etkileyebilecek kişilikler henüz yoktur. Bu koşullarda Parti Önderliği’nin Kürdistan devrimini yürütmesi, geliştirmesi ve bu konularda yaptığı bütün tahliller göz önüne alınırsa bu önderliğin dünya tarafından henüz tam bir kabul görmese bile, bu alanda önemli bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz.
Hatta şunu da vurgulamak mümkündür: Taktik önderlik görevlerine sahip çıkıp Parti Önderliği’ni bu kadar zorlamasa, diğer alanlara ilişkin çok daha rahat çözümlemeler yapabilir veya bu konuya ayıracağı zaman da çok fazla olabilir. Taktik önderlik öyle davranıyor ki, savaşın bütün sorunlarıyla ayrıntılarına kadar Parti Önderliği’ni uğraşmak zorunda bırakıyor. Parti Önderliği’nin yapması gerekmeyen işlere karışmak zorunda bırakıyor. Yani biz Parti Önderliği’ni birçok noktada oldukça zorlamaktayız. Biz bu konuda kendi alanımıza düşeni yapabilirsek, Parti Önderliği’nin dünya devrimiyle, insanlığın çeşitli sorunlarıyla ilgili çözümlemeler yapması ve gelişmeler yaratması açısından daha çok fırsatı olabilir. Bu konuda yapılacak katkıların derinleştirilmesi, bir bakıma taktik önderliğin veya bizim tavırlarımız, davranışlarımız tarafından engellenmektedir. Biz Parti Önderliği’ni, bu alanlardaki gelişmeleri ileri götürme imkânını bulması için çaba harcayacağımıza, bizim sorunlarımızla ilgilenmeye yöneltiyoruz. Bu, bahsettiğimiz katkıların derinleştirilmesi veya daha fazla geliştirilmesi önünde bir engeldir.
