“Zilan, büyümekte, hareket etmekte; yaşamakta olan bir sözdür. Yükselen bir alev, ateşten bir koşucu; bir PKK’li yani. Bir tarih duygusu, sömürgeciliğin her şeyi piçleştirmek istediği bir ülkede, aşk ve sevgi adına soysuzlaşmanın yaşandığı bir ülkede; fırtınalı bir duygu gösterisi. Sevgi ulusunu, sevginin milliyetini doğuracak bir birleşme, toprakla ve rüzgarla bir birleşme, baştanbaşa Kürdistani bir savaştır.”
Zilan, 1996 yılının 30 Haziran günü, Dersim’de bir düşman birliğine saldırarak, 13 sömürgeci askeri imha etti. Bu eylem, sadece Dersim’de değil, bütün Kürdistan’da kadına vurulan zincirlerin paramparça edilmesiydi. Kürt kadını, artık bir silah olduğunu haykırıyordu; Kürt kadını, sömürgeleştirilmek bir yana, sömürgeciliğin en korkutucu bir düşmanı olduğunu ve ne pahasına olursa olsun onu yeneceğini amansızca dile getiriyordu. Eylem, görkemli bir meydan okumaydı. Daha bir buçuk ay öncesinde, Kürt halkının düşmanları, onun önderliğine başarısız bir suikast girişiminde bulunmuşlardı. Buna bir cevap verilmeliydi ve Zilan’ın eyleminin gerçek anlamı da buydu. Kürt halkının önderliğine kalkan eller, Kürdistan’ın en kuzey ucunda, Dersim’de Kürt kadınının acımasızlığı ve önderliğine sevgisiyle karşılaşıyordu. Halkın önderliğine karşı girişilen saldırıya karşı, Zilan kişiliğinde, tarih açıcı bir eylemle cevap veriliyordu. Zilan’ın eyleminin ilk anlamı budur.
Kürdistan’da sömürgecilik sadece tankla-topla uygulanmıyor. Bugün Türk faşizminin Kürdistan’daki tahribatları henüz tam anlamıyla ortaya çıkarılmış değildir; yarın daha iyi görülecektir. Türk egemenliği, 1980’den bu yana ve 1990’lı yıllarda tırmandırarak, Kürt kavmini yeryüzünden silmeye çalışırken, akıl almaz bir namussuzluk dayatmaktadır. Düşürülen Kürt kadınlarının haddi hesabı yoktur. Dehşet verici bir ihanet dayatmasıyla teslim alınan çeteler ordusu, sadece askeri olarak ihanete bulaştırılmış değildir. Onlar aileleriyle, kadınları ve çocuklarıyla birlikte teslim alınmışlardır. Bir soy olarak öldürülmüşlerdir, tecavüze uğramışlardır. Sömürgecilik, özellikle son 20 yıl içinde azgınlaşarak Kürdistan’da piç bir nesil yetiştirmek, bu soysuzlaştırılmış nesille Kürtlüğü kahretmek istemektedir. Sadece fiziki anlamda değil, kültürel, siyasal, sosyal, her alanda soysuzlaştırma politikası gündemdedir. Göçertilen insanlar üzerinde hangi projeler uygulanmaktadır? Büyük metropollere yığılan Kürt insanları, yaşamlarını nasıl sağlamaktadırlar? Bunlar hangi işlerde çalışmaktadır? Özellikle PKK ile ilişkilenme imkânı bulamayan insanlarımız, nasıl bir sosyal politik eğilim içine girmektedirler? Bunlar biraz derinliğine araştırıldığında, karşılaşılacak tablo korkunçtur. Zilan’ın eyleminden bir ay kadar önce, Med TV’de yayımlanan bir söyleşide, Adana’da açlık grevine giren bazı kadınlar ağlayarak şunları söylemekteydiler: “Özel timler boşaltmak için köyümüze baskın yaptıklarında, genç kızlarımızı ayırdılar. Başka bir yere götürdüler. Onlar, şimdi kendilerine neler yapıldığını anlatmıyorlar. Sorulduğunda sadece ağlıyorlar…” Sömürgecilik, eğer Türk devletinin bir eylemiyse, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş derecede dehşet vericidir. Söz konusu olan burada, bir kişinin, bir grubun, bir ailenin, bir köyün, hatta bir şehrin tecavüze uğraması değildir. Bir halk tecavüze uğramaktadır, bir halk düşürülmektedir; bir tarih gömülmek istenmektedir.
Bir halk tarihten silinebilir; girdiği bir meydan savaşında kaybedebilir, yenilebilir ve böylece güçlünün egemen olduğu bir dünyada yerini başkalarına bırakabilir. Fakat bugün söz konusu olan bu değildir. Türk sömürgeciliğinin hiçbir adalet anlayışı yoktur, savaş yasaları yoktur, karşısındakini insan olarak tanımamaktadır; bırakın insanı, karşısındakini herhangi bir canlının statüsüne koymak istememektedir. İnsana ait ne varsa, Türk sömürgeciliği onun inkârı üzerine kurulmuştur. Yaşama ait ne varsa, Türk sömürgeciliği onun kirletilmesi üzerine kurulmuştur. Böyle bir düşmanla nasıl savaşılabilir? “Bu topraklarda canlı bir ot bile yeşermesine izin vermeyeceğim” diyen bir düşmana karşı nasıl savaşılabilir? Elbette bu, sıradan bir savaş olmayacaktır. Bu türden dehşet veren bir düşmana, onu kahredecek bir dehşetle yönelmek gerekmektedir. Böyle bir düşmana karşı savaş tarzı ile genel anlamdaki savaş tarzları arasında fark olmak zorundadır. Çünkü Kürt halkının karşısındaki düşman, genel düşman tanımlamasına uymamaktadır.
İşte Zilan, bir anlamda bu dehşetin adıdır. O, düşmanını en derinlikli bir biçimde anlamış bir savaşçıdır. Düşmanına göre bir savaş tarzı geliştirmiştir. Bu savaş tarzının ilk işaretidir: Düşmanın içine gireceksin, hiç beklemediği bir anda, en güçlü olduğunu düşündüğü bir zamanda, en iyi korunduğuna inandığı bir yerde; sen tek başına da kalsan, bir orduyu düşüreceksin. Düşman, sadece dehşete kapılmakla kalmayacak, aynı zamanda sana saygı duymak zorunda kalacak. Sadece yenilmekle kalmayacak, aynı zamanda yenilgisinin nedenini anlayacak. Onun kirli savaştaki ısrarını kıracaksın. Onu, evrensel savaş yasalarına uymaya davet edeceksin ve bunu yaptıracaksın, insanlık adına, insanlığın bir emri olarak ona diz çöktüreceksin.
Zilan, Kürt kadınının düşmana hizmetkarlar doğurmak yerine, kendi halkı için savaşkan bir nesil doğurduğu zamandır. Utanç içinde eğilmiş başlar, onun Kürt göğü altında koşan ateşten gövdesini gördüklerinde, başlarını kaldırdılar. Kürt halkı, Zilan’dan sonra daha az utanç içindedir. Kürt halkı, Zilan’ın öğrettiklerini, emrettiklerini anladığı ve anladığını gerçekleştirebildiği zaman, sömürgeciliğin esaretinden, böyle bir esaret altında yaşama utancından sonsuza dek kurtulmuş olacaktır.
Zekiye, Rahşan, Ronahi ve Berivanların eylemleri; Kürt kadınının ateşte yıkanma, kendilerine giydirilmiş utancın giysisini ateşle temizleme eylemleriydi. Zilan ise, düşmanın eseri olan bir utancı, ona geri vermiştir. Zilan, Kürt öfkesinin dirilişidir. Bu öfkenin, savaştaki en güçlü ifadesidir. Köleleştirilen bir ulusun, uzun bir tarih süreci boyunca dile getirilmemiş, gizli intikam duygusunun su yüzüne çıkmasıdır. Binlerce yıl yeraltında kalmış bir öfkenin, bir volkanın damarını bulması ve patlamasıdır.
“Kadın, köleliğinden; erkek, gücünden özgür, bu ateşten kartallara boyun eğmeli her şey” diyordu bir Latin Amerikan şair.
Özgürlük, insanın “ulaştım” diyebileceği bir hal değildir. Özgürlük, her şeyden daha fazla, süreklilik ister; kişi sadece, yaşam içinde, yaşamı yüceltme hedeflerine doğru koşarak özgür olabilir. Zilan, özgürlüğün süreklileşmiş biçimidir; gerçek biçimidir. O bir özgürlük rüzgârıdır. Onun ulaştığı anlamda rüzgâra ulaşanlar, özgürlüğe ulaşmışlardır ve Kürdistan’da rüzgâr onların söylemi, ifadesidir. Zilan, özgürlük peşinde şiddetle gerçekleşen bir koşunun rüzgâra dönüşmüş, süreklileşmiş biçimidir.
Özgürlüğe ulaşmış olanlar, ondan bir daha asla geri dönemeyenlerdir. Onlar, zaman ve mekâna karışmışlardır; nerede ve ne zaman gerçekleştikleri belirlenemez bile. Ama her zaman yaşam içindedirler, eylem halindedirler. Kendileriyle birlikte ve kendilerinden sonra gerçekleşen her yücelmede, onların izi vardır.
Düşmandan özgür olmak ise, onun tespit edemeyeceği bir mekân ve zaman içinde yaşamaktır, zamanı ve mekânı onun dışında kurmaktır. Düşmandan özgür olmak, sadece ondan uzaklaşmakla gerçekleşmez; en hızlı uzaklaşmanın, bir anda gerçekleşen bir yaklaşma olduğunu bilerek ona yaklaşmak, özgürleştirir. İçimizdeki düşmanı, efendisine karşı çıkabileceğine, onu yok edebileceğine ikna etmek, -başkaldırı budur. İçimizdeki düşmanı efendisine karşı ayaklandırdığımız zaman, düşmanın kuvvetine, ona karşı biz sahip oluruz.
Özgürlük, toprakla özdeş olmaktır, yani dört mevsimin galibi. Zilan, toprakla özdeş olmayı başardığı için, bütün koşulların galibidir; bütün savaşlarda muzaffer olandır. O, toprakları için savaşmaktan da öteye, hem bu savaşı gerçekleştirmek, hem de bu ülkenin kendisine dönüşmek, toprakla özde eş olmak anlamındadır.
Bir savaşta olmak, savaşın kendisi olmaktır. Bütün çağların savaş meydanı olan Kürdistan’a bir bakın: Hiç savaş görmemiş gibidir; hayat, her zaman mutlu olan Kürdistan toprakları üzerinde, her dönemde barış içinde geçmiş gibidir. Kürdistan toprakları, sürekli savaş alanları olmasına rağmen, hiç savaş görmemiş kadar, tarihin başlangıcındaki kadar diridir. Demek ki savaş, gerçekte savaşanların ruhunda gerçekleşir; onlar, sadece savaşçılar değil, savaş meydanlarıdır. Zilan, bir savaş biçimi ve bir savaş meydanıdır. Kürdistan için savaş, bizzat onun kendisinde gerçekleşmektedir. O, eylemiyle bütünleşmiştir; Zilan, bir zafer tarzı, bir eylemdir.
Kendi içinde hapis olmayan, hiçbir yere hapsedilemez. Zilan, her şeyden önce, kendi zindanını paramparça edendir. Onun herkesin anlayacağı bir dilde ifade ettiği gerçeklerden biri de budur.
Zilan’ın eylemi, düşmanın Kürdistan ve Kürtler üzerindeki imhacı politikasını durduracak bir tarzı ifade etmektedir. Böyle bir tarz karşısında, tarihte ilk kez olarak düşmanın teslim olmaktan başka yapabileceği hiçbir şey yoktur. Bu anlamda onun eylemi, aynı zamanda siyasal bir çıkıştır. 30 Haziran 1996’da sarsılan sadece Türkiye Cumhuriyeti değildir; emperyalizm de bu tarihten sonra uyguladığı sömürgecilik üzerine iyiden iyiye düşünmeye başlamıştır. Kürt halkının ve Kürdistan’ın düşmanları, Zilan’ın çoğalmasından, ordulaşmasından, halklaşmasından, bir halkın savaş tarzı haline gelmesinden; ölümden korkar gibi korkmaktadırlar. Çünkü Zilan’ın halklaşması, Zilan’ın ordulaşması, gerçekten de sömürgeciliğin bitişi demektir. Ne kadar yüksek tekniğe sahip olursa olsunlar; ne kadar büyük ordulara sahip olurlarsa olsunlar; kendini bu derecede bir silah, bir tarz, bir eylem ve bir yaşama, yaşam yaratma biçimi haline getirmiş bir halk karşısında hiç kimsenin dayanması mümkün değildir. Zilan, sadece ve sadece ezilen halklara özgü, ezilen halkların kullanabilecekleri bir silah ve savaş tarzıdır; bu tarzı halkın düşmanlarının kullanması mümkün değildir. Çünkü Zilan, ezilen bir halkın en soylu, en derinlikli duygularının bütünlüklü bir anlatımı, mükemmel bir ifadesidir.
Onun eylemi, daha gerçekleştiği ilk günlerde Başkan Apo’nun hemen vurguladığı gibi, bir intihar eylemi değil, bir yaşam ve diriliş eylemidir. Onu uygulamak, intihar eylemleri gerçekleştirmekle veya sadece intihar eylemi gerçekleştirmekle başarılamaz. Sorun, bunun bir ordulaşma, halklaşma, sahip olduğu çelişkileriyle kendi bedenini ve bilincini düşman ordusunu darmadağın edecek bir silah haline getirme sorunudur. Bu da, PKK tarihinde yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Savaşın görülmemiş bir biçimde uygulanacağı yepyeni bir tarihsel dönemi açmaktadır.
Ateşten bir kartaldır, bir gökyüzü kurucusudur.
Fırtınanın habercisi değil, kendisidir.
Neden insan bir silah haline gelir, onca silah varken yeryüzünde… Çünkü insan isterse eğer, bütün silahlardan daha etkilidir.
İnsan, düşmanıyla birlikte kendisini öldürebiliyorsa, öldürdükleri de sonsuza kadar ona saygı duyacaklardır.
Zilan; toprağa, rüzgâra karışmaktır.
Zilan, zamanla özdeş olmak, zamana karışmaktır. Yaşama tutkusunun tarihe dönüşmesidir. Tarihsizlik üzerine tarihin, bir çöl bilinci üzerine cennet bilincinin yerleşmesidir. O, her şeyini yitirmiş bir neslin, ona kaybettirenlerle birlikte öldürülmesidir.
Zilan, büyümekte, hareket etmekte; yaşamakta olan bir sözdür. Yükselen bir alev, ateşten bir koşucu; bir PKK’li yani.
Bir tarih duygusu, -sömürgeciliğin her şeyi piçleştirmek istediği bir ülkede, aşk ve sevgi adına soysuzlaşmanın yaşandığı bir ülkede; fırtınalı bir duygu gösterisi. Bir sevgi ulusunu, sevginin milliyetini doğuracak bir birleşme, -toprakla ve rüzgârla bir birleşme, baştanbaşa Kürdistani bir savaştır. Kürdistan’da aşkın ve savaşın hangi ölçülerde gerçekleşebileceğini gösteren 30 Haziran eylemi, bütün Kürt halkını olduğu gibi, PKK savaşçılarını da, savaş ve yaşam ölçülerini netleştirme çağrısıdır. Fırtınayı haber vermek değil, başka bir fırtınayı gerçekleştirmek değil, onun bizzat kendisi olmak, fırtınaya dönüşmek gereğinin adıdır. Yaşamda yanılmış olmak, sömürgeci bir eğitim mekanizmasından geçmiş olmak, köleci etkilere maruz kalmış bir kişiliğin sahibi olmak, Zilan’ın eyleminden sonra, herhangi bir başarısızlığın veya eylemsizliğin gerekçeleri olamazlar.
Önümüzdeki günler, yıllar, PKK gerçekliğinin bu eylemin açtığı yeni dönemde, hangi koşullar altında olursa olsun sömürgecilik karşısında mutlaka muzaffer olduğu bir süreçtir. Zilan’ın emrettiği yaşam ve eylem tarzı, şimdiden kişilikleri ve yaşamları netleştirmeye başlamıştır. Etkileri, şu veya bu ölçüde, Kürt insanının bulunduğu ya da ilişkilendiği bütün alanlarda şekil almaya, görünür olmaya başlamıştır. Güney Kürdistan’da Türk ordusunun hainlerle birlikte geliştirdiği saldırılara karşı girişilen Zilan tarzı eylemler, daha şimdiden bu halkın hiçbir koşul altında artık teslim alınamayacağını göstermiştir. Kürt halkının gücü, kendisini gerçekleştirme, ifade etme, kendisi ve bütün insanlık için bir anlama kavuşma ve bunu herkese reddedilemez ve inkâr edilemez biçimde kabul ettirme aşamasına ulaşmıştır.
