Tarihi olmayan toplum lanetlidir
Buradaki görüşmelerin önemi biliniyor. Savunma çerçevesini belki tam ayarlayamadık, oturtamadık. Ama bu çok önemlidir ve benden ziyade sizi ilgilendiriyor; aynı zamanda kitleleri de ilgilendiren bir durumdur. İmralı savunmasını biraz yüzeysel verdik. Zaten imkan da yoktu. Savunmalarım gerçeklere dayanmalı. Konuyu tamamen aydınlatmak esastır. Savunma bir iki hukuk maddesinin üzerine oturtulmak isteniyor. AİHM savunması bunun üzerine oturmamalı. Bunlar ihmale gelmez. Burada konuşulanları yüzeysel ele almamak gerekir. Konuşulanlar tarihi, siyasi ve fikri anlamını bulmuyor. Bu arada yeni gelişmeleri de alabilmeliyim.
Şimdiye kadar söylediklerimden doğru sonuçlar çıkarılamadı. Söylediklerim acaba ne kadar anlaşıldı? Burada söylenen her cümleden anlam çıkarmak gerekiyor. Böyle ele almak gerekirdi. Sizler bunu doğru anlamadınız. Soruna derin yaklaşmak gerekir. Devlet burada nefes alışımızdan sonuç çıkarıyor. Nasıl yaşıyorum, 24 saat bunu gözlüyor.
Ben biraz tarihi yazmaya çalıştım. Geçmişte yaşanmış Şeyh Sait İsyanı gibi Kürt isyanları var. Bu Kürt isyanlarından elde kalan tek bir belge bile yok. Olanlar da yanlış. Yüz binler öldü. Niye öldü, nasıl öldü, belli değil. Bunları açmak lazım. Kürtlerin tarihi karanlık. Aydınlara söyledim; “tarihin üzerinde durun, tarihi gerçekleri açığa çıkarın, tarihi bir edebiyatçı gözüyle açın,” dedim. Onlar ise hala dar yaklaşıyor. ‘Devletle uzlaştı’ deniliyor. Benden kendi beklentileri ve hevesleri doğrultusunda açılımlar bekliyorlar. Bundan ne sonuç çıkarıyorlar, belli değil. Bu ne bana, ne kendilerine yarıyor. Dar karşıtlık üzerine gidiyorlar.
Son iki yıl içinde bunu kırmaya çalıştım. Bunlar bir kaç kitapla açılmalıydı. Doğru yansıtılmalıydı. Burada kimseyi fazla zorlamak istemedim, ama eksiklikler var. Mahkemeyi izleyen gazetecilerden her biri kitap çıkardı, ama siz yapamadınız. Türkiye’nin elinde belgeler var, isterse tarihi yazdırabilir. Siz yazamazsanız yaşamamış sayılırsınız. Tarihi anlamda biz yaşamadık. PKK ve aydınların bunu anlayıp anlamadığı belli değil. Binlerce insan isyanlarda öldü. Torunlar dedelerinin niçin öldüğünü bilmiyorlar. İşte KDP ile YNK arasında savaş var. Bu niçin oldu, bunları açmak lazım.
Kürtlerin tarihi yoktur. Tarihi olmayan toplum lanetlidir. Ben bunu biraz kırmaya çalıştım. Tarihi yazmazsanız tarih sizi lanetler. Kürtler bu anlamda lanetli bir halktır. Kimse sizi kabul etmez. Tarihi yazmazsanız, Kürtler herkesin çıkarı için kullandığı bir maşa, bir oyuncak haline gelir. Ben bunu biraz kırdım, önemli şeyler açığa çıkardım. Siyaset yönü belki tam başarılamadı, eksik kaldı, ama bazı gerçekleri ortaya çıkardım. Bu anlamlıdır. Tarihe küçük kısır çatışmalar değil, gerçekler kalır.
Bunları anlamışlar mı, PKK’ye yansımış mı? Bana bu bilgiler gelmeli. Yanlış yansıma varsa düzeltilmeli. Savunmalarım bununla ilgili. Bu benim gerçeğimdir, bunu iyi kavrayın. Ona göre ister asın, ister sonuç çıkarın. Biz iki yıldır burada bunun kavgasını verdik. Savunmalarda biraz bunun özünü koyduk. Fakat, kimse bunu anlamadı. AİHM de bunu bir iki teknik maddeye indirgeyemez. Yabancı avukatlara da söyledim; Türkiye sürecinden önce diğer devletlerin rolü incelenmeli. Avrupa hukuku çiğnenmiştir. Biz bunu tartışacağız. Kaçırılma olayı var; kaçırılma olayı açıklanmazsa ve AİHM bunu kabul etmezse, bana göre kendisi de oyunun bir parçası olur. Türkiye’ye bir şeyler anlatmamız lazım.
Gerçekler en güçlü siyasi güçten daha üstündür
Rant meselesinin, yolsuzlukların açığa çıkması burada benim tavrımla olmadı mı? Çağlar, “Kadere bakın, benim uçağımla Apo’yu getirdiler, şimdi de beni aynı şekilde uçakla getiriyorlar” demiş. Belki doğrudan değil, ama Çağlar’ın getirilişi bizim tavrımızla yakından ilgilidir. Apo’nun gücü budur. O beni uçakla getirdi; ben de doğrudan değil, ama onu uçakla getiren süreci açtım. Ben isyancıydım, o bakandı. O rantçı olarak yargılanacak, bense Demokratik Cumhuriyet çerçevesinde tarihte gerçekliğimi kanıtlayacağım.
Gerçekler en güçlü siyasi güçten daha üstündür. Size anlatmaya çalıştım. Devletin tüm kurumlarını kötülemenin doğru olmadığını söyledim. O nefes nefese beni idamla karşı karşıya getirdi. Ben niçin bunu yaptım? Gerçekler daha üstün olduğu için, bazı gerçekler ve sağduyunun hatırı için yaptım. İşte ölüm oruçları var. Ölü sayısı yirmiyi aştı. Onlara saygı duyuyorum. Ama işte halklarının geleceği temelinde değil, tecride karşı kendilerini bir arada yaşatmak için ölüm orucu yapıyorlar. Kendilerine saygı duyuyorum, fakat onlar benim yerimde olsalardı, burada üç gün bile dayanamazlardı. Devlet burada benim için hastane kurdu. Günde iki kez doktor geliyor. Dayanamaz, kendisiyle uğraşır, kendi kendisiyle boğuşmaya başlar diye düşünüyor. 24 saat beni gözlüyor, nefes alıp verişimden sonuç çıkarıyor. Ben direndim, bir kez bile o sedyeye yatmadım.
Şimdi medya dediğiniz basın bile yolsuzlukları onlardan iyi yazmıyor mu? Hürriyet’in yazarları bile her gün yazıp çiziyor. En benim diyen solcudan daha iyi değil mi? İyi bir şey oldu. Doğrudan ben yaptırdım demiyorum, ama benim sağduyum ve tavrımla ilgili. PKK, bizim basın-yayın tam anladı mı? “Bunları her gün tartışın” dedim. Doğru bunlar. Biz niçin varız? Emek için, emeğin hakkı, adaleti ve iktidarı için. Soruşturmada bunları açtım. Bunların üzerine gidin, yazıp çizin, dedim.
Savunmalarda Avrupa ile boğuşacağız. Tabii yeterince güç olursa. Savunma önemlidir. Avrupa’ya karşı bir savunma olacak. Türkiye’yi, Kürtleri ve beni Avrupa zorladı. Ben bunun için bağırıp çağırmam. Türkiye bunları anlamak zorunda. Soruşturmada, “Siz dışarının oyuncağı olmadınız mı?” diye sordular. Ben de onlara “Siz de dışarının oyuncağı olmadınız mı?” diye karşılık verdim. Şeyh Sait meselesinde İngilizler Ortadoğu dengeleri ve Irak petrolü için Şeyh Sait’e “ayaklan” dediler, destek verdiler. İngiltere Musul’u aldı, Mustafa Kemal’e de “asın” dendi. İngilizler bunu yaparlar. İngiltere bunu kasıtlı yapıyor, çıkar gereğidir. Günlük politika uğruna, Irak petrolü üstünde etkili olmak istiyor. Burada suç kimde? Mustafa Kemal’de mi, Şeyh Sait’te mi? Bunun mizanını iyi kurmak gerekir. Suçu sadece Mustafa Kemal’e yıkmak, tarihe kör şaşı bakmak, kendini aldatmaktır.
Krizin nedeni savaş giderleridir
Bu açılımları dışarıda sınırlı yapabildim. Dışarının ortamı beni boğdu, arkadaşların geriliği beni sınırladı. Şemdin benim için, “Onu ben oraya getirdim” diyor. Oysa onun lanetli geriliği bizi boğdu. Benim iki temel eksiğim oldu: Biri, Şemdin türü çeteleşmeyi doğru çözememek, iyi kavrayamamaktı. Şemdin, PKK adı altında binlerce insanın kanını döktü. Onu iyi çözemedik. Gerçi dört kez yargıladık, ancak tam sonuç alamadık. İkincisi, ’91’de Özal ufak bir adım attığında, benim daha iyi kavramam gerekiyordu, geç kaldım. Erbakan da buna benzer şeyler yapmak istedi. Genelkurmay’dan mektup geldi. Bunu daha iyi açıp değerlendirmeliydim.
Eğer bunları yapabilseydik tarih başka türlü olurdu. Biraz yaptım, ama yetmedi. Eksik kalan, eğitmediğin adamla yola çıkmayacaksın. Şemdin şimdi “ben şöyle yaptım” diye konuşuyor. Ama halkı için bir iki iyi şey söylemiyor, bir şeyler istemiyor. Barzani ve Talabani Kürdü işte budur. Türkiye krizin nedenlerini arıyor. Krizin nedeni budur işte, savaş giderleridir. Bunu anlamak zorundadır. Krizi önlemenin başka yolu yoktur. Savunmamı bunun üzerine kuracağım. Devlet dahil herkes bizi doğru anlamak zorunda. Ayrılık bana gerekmez. Ayrı devleti ne yapayım? Ben “Türkiye devleti, hatta Ortadoğu devleti” diyorum. Benim için asıl olan, devletin demokratik bir devlet olmasıdır. İşte Rusya ne yaptı, sonuç ne oldu? Yetmiş yıllık sosyalizm yıkıldı. Orada hala ne kötülükler yaşanıyor. Hangi acılar ortaya çıktı ve hala yaşanıyor? Korkunç! Bunlara karşı demokratikleşme ve Demokratik Cumhuriyet üzerinde duruyorum.
Savunmalarımı çok dikkate almanız gerekiyor. Derinlikli olmalı, bunu anlamalısınız, bunu yapmalısınız. Benim için değilse bile, iki yıldır gelip gidiyorsunuz, kendi emeklerinize acımalısınız. Kendinizi geliştirin. Size önermiştim; Avrupa’da, Suriye’de temsilcilikler açacaksınız. Adadaki durum belli. Benim için somut bilgi önemli. Bana Güney’den, Avrupa’dan ve cezaevlerinden somut bilgiler getirin. Öyle kuryelik falan temelinde değil. Savunma bilgiye dayanır. Benim bu gerçeklikleri açmam için somut bilgilenmem gerekiyor. Geçenlerde gazetede okudum; avukatlar şirketleşebiliyorlar. Öyle bir teşkilat kurmalıydınız. Benim için bir şirket kurun. Bu önemli. Siz ‘asrın davası’ diyorsunuz. Bu savunmalarla kişinin beyni, tavrı güçlü olacak. Bizimkiler çocuk gibi kalıyor. Almanya’da da bir davam vardı. Orada bazı avukatlar vardı. (Nelson Mandela’nın avukatı gibi) AİHM’de savunmayı üstlenmek istedi. Avrupa’da 400 avukat vardı. Benim kişiliğim de bu davada önemli; gerçekleri alıp açığa çıkarmalıyız. Böyle yaparsak demokratik hukuku uygulamış oluruz.
Günümüzde de hukuk demokratikleşiyor. Hukukun tümüne faşist diyemeyiz. Cumhurbaşkanı sürekli “demokratik hukuku yaşayın” diyor. Demokratik hukuku savunmak böyle olur. Siz demokratik hukuk ölçüleri içinde savunmalar yapmalıydınız. Her hafta demokratik hukuk savunmasına ilişkin yazılar hazırlamalı ve bu çerçevede her hafta bir broşür çıkarmalıydınız. TÜSİAD’ın yeni bir açıklaması var, eski açıklama temelinde sanırım. TÜSİAD bildiriler yayınlıyor ve reformlar istiyor; iş adamları bunu yapıyor. Bunu asıl yapması gereken sendikalar neden demokratik talepleri formülleştirmiyor? Bu çok kötü. Türkiye’de burjuvalar demokrasinin öncülüğünü yapıyorlar, bunun gerekliliğini anlamışlar. Sendikalar ise tam bir aymazlık içinde. Onları demokratik talepleri yükseltmeye çağırıyorum. Onlar Türk halkına yalan söylüyor.
Güney’de demokratik birlik olmalı
Güney’deki görüşmeleri olumlu buluyorum. Güney’e demokratik birlik, demokratik ittifak öneriyorum. Türklerle Kürtler ve Kürtlerle Kürtler arasında demokratik birlik öneriyorum. Bu temelde yaptığım çağrıları yineliyorum. Türkiye’de sermaye çevreleri bunu kavradılar; fakat sendikalar ve siyasi partiler de demokratik birlik konumuna gelmelidirler. Güney’de ordunun hareketliliği olabilir. Ordu, “biz denetim çalışması yapıyoruz” diyor. Bu ayrıdır, büyük operasyon güçlerinin hazırlığı ayrıdır. Güney’de bir demokratik birlik olmalı. Bunlar üçlü ittifak çalışmasına gitmelidir. Demokratik birlik içerisine Irak Türkmenleri, Asuriler, Êzidiler girebilir. Demokratik birlik oldu mu, her kurum, her birlik ittifakta olmalı. ‘Demokratik birliğe inan, gereklerini yerine getir; yoksa iflah olmazsın.’ Bunun ciddi anlatılması gerekir. Güney’de de ne Kürt, ne asker kanı dökülmesin.
‘Biz PKK’ye karşı oluruz, bitiririz, bunun için Türkiye’den güç alırız’ demek olmaz. Bir kelle 5000 Dolar! Yazık, öyle yaptın mı, binlerce insan ölür. Herkes barış için bir şeyler yapmalı. Kan dökülmesin diye tavır almalıyız. Bazı güçler kelle avcılığı yapıyorlar, buna alışmışlar. Bunu bize karşı da yapabilirler. Ben Güney’de gücü iki katına çıkarabiliriz derken bunu kastettim. Olası yönelimlere karşı böyle söyledim. Orada kendilerini demokratik birlik için teminat olarak görecekler. Yoksa daha kötü olur. Şimdi seçim ihtimali gözükmüyor. Önümüzdeki sene yazın ya da sonbaharda gündeme gelebilir. Bizim söylediklerimiz 2000’de uygulansa kriz derinleşmezdi; 2000’de bu olay çözümlenirdi. Türkiye barış için zorlanmalı. PKK silahları bırakacak, ama sen de affı düşünüp demokratik katılım ve hizmet imkânı vereceksin. HADEP bunun üzerinden politika yapmıyor. Ben kendilerine biraz anlattım. Artık ne kadar anladılar, kafaları ne kadar çalışıyor, bilemiyorum. Güney için demokratik birlik gerekiyor. Süreç yoğun pratikleşme sürecidir. Çatışma durumunda daha önce meşru müdafaa çizgisini açmıştım. O temelde derinleşirler, adımları biraz daha derinleştirin.
Anlamak adalettir
Devlet bana endeksli olarak çok büyük program değişikliğine gidiyor. Stern dergisi, “Derviş’in programı Apo sonrası programdır” diye yazıyor. Derviş’in programı benimle ilişkilidir. Avrupa ve ABD program çiziyorsa, arkadaşların da, halkın da, sizin de bir programınız olmalı. Devlet tek kelimem üzerinde durup değerlendiriyor. Devletin söylediklerimi değerlendirmesi iyi mi olur, kötü mü olur, bilemem. Konuşmalarımın bilimsel psikolojik açıklamasına kadar gidiliyor. Mesele bellidir; biz bir yol çizmişiz, o yoldan gitmeye çalışıyoruz. Bu yol, doğruluk ve kardeşlik yoludur, meşru savunma yoludur. İnanıyorum ki, bu yol özgürlüğe doğru götürür. Bu, benim savunmalarımın temelidir. Buradaki savunmam, hukuki ve politiktir. Şiddet meselesini çözmek istiyorum. Avrupa hukukundan Türkiye hukukuna kadar çözümler peşindeyim. Bunun insan hakları boyutu var, hukuk boyutu var. Hukuku demokratik yansıtmalısınız.
İnsan hakları ve demokrasi serisi niteliğinde birçok kitap çıkarılabilirdi. Bu tür bir çalışma ile Türkiye’ye de büyük hizmet sunmuş olunurdu. Yoksa birkaç hukuk maddesiyle sınırlı kalmak doğru olmaz. Demokratik birlik ve barışı hukuki temelleriyle birleştirmek gerekiyor. Teorik perspektifleri burada ortaya koyuyoruz. Hukukun sistem ve anayasayla bağını kuruyoruz. Cumhurbaşkanı Sezer şahsında gerçekleşen hukuk mücadelesi anlayışı var. Sayın Sezer sürekli hukuk devletinden söz ediyor. Hukuk devleti gerçekleşmelidir. İnsanlar halen evlerinden alınıp götürülerek kaybediliyor. Hukuk devleti bizde işlemiyor. Bizim halkımız hukukla tanışmamıştır. Binlerce avukat var, bunlara düşen görevler var. Hukuku Kürt halkıyla buluşturmak ve bunu bilimsel bir biçimde yapmak gerekir. Bu öyle basmakalıp sözlerle olmaz. Bunun için hukuk platformu gereklidir. Bu konuda bir sempozyum yapabilirdiniz. Birçok hukuk bürosu kurulabilir, şirketleşme olabilir. Bir ordu gibi olmalısınız. Cumhurbaşkanı sonuna kadar hukuk devletini savunuyor. Onun söylediklerini kendinize esas alabilirsiniz.
Kürt meselesi hem Avrupa’da hem de Türkiye’de bir anayasa ve hukuk sorununa gelip dayandı. Siz bunu kitaplarla yansıtamadınız. Bu objektif ve subjektif olarak biraz benimle başladı. Siz kendinizi buna aday sayıyorsunuz, zaten misyonunuz budur.Yoksa sansürleme kuruluna dönüşürsünüz. Rolünüzü oynayamazsanız, devletten ziyade sansürü siz yaparsınız. Temsil eksikse sansürlü olur. Sorgulama sürecindeki tartışma direkt devletledir. Devlet bundan kendine göre sonuçları çıkarır ve ne yapacağına kendisi karar verir. Beni asar ya da asmaz; bu önemli değildir. Kişi olarak, bana karşı kurulan komplonun kaynağı büyük oranda Avrupa’dır. Bunun iki yüz yıllık temeli vardır. İngiltere ve Fransa iki yüz yıldır bununla ilgilidir. ’90 sonrası Güney’deki güçler aracılığıyla bazı gedikler açıldı. Bizi Roma arenasındaki gladyatörler örneğinde olduğu gibi aslanların önüne attılar. Türkiye’ye, “Kurbanı sana veriyoruz, asabilirsin” dediler.
Burada Yunanistan’ın tarihte eşi benzeri görülmemiş ihaneti var. Pangalos tam bir Yahuda’dır. Bunları doğru çözümleyeceksiniz ki, binlerce ölüm olmasın. Yanlış anlaşılmasın, benim Yunan halkına hiçbir düşmanlığım yoktur. Nitekim o ilk günlerde Mavi Çarşı olayı ve benzeri olaylar oldu. Burada yaşanması olasılığı çok yüksek on bin haksız ölümden korktum. Çoğu kimse isyanı tek yol olarak görüyor. Böyle bir şey olsaydı, ölenlerin çoğu yine Kürtlerden olacaktı. Benim siyasi ahlakım bunu asla kabul etmez. Ben bu yüzden Ahmet Zeki ile çatıştım. Ahmet, “Önce şöyle böyle söylerler, sonra asarlar” diyordu. Belki bunu iyi niyetinden söylüyordu. Ölüp ölmemem benim açımdan mesele değildir. Ama demokratik çözüm sürecini başlatmasaydık on bin kişi ölecekti. Özgürlük savaşını şu anda da yürütüyorum. Bundan vazgeçmedim. Özgürlük savaşı akıl ile de, hukukla da yürütülür. Sonuna kadar isyan ve ondan sonra da teslim olma durumu aşılmalı.
Biz Türkiye’nin bağımsızlaşması ve özgürleşmesinden yana olduk. Bunu destekleyeceğiz. Bunun teslim olma ile ilgisi yoktur. Çiller niye telaşlanıyor, bağırıp çağırması nedendir? Çünkü rant kapıları kapanıyor. Fazilet Partisi de, Doğru Yol da asılmamı istiyor. Çünkü bunda çıkarları var. Ben bu yüzden soğukkanlı tavır takındım. Benimki iyi bir tavırdı. Komplo yalnız bana karşı değil, Türkiye’ye karşı da kuruldu. Bu oyuna düşmeyin dedim. Türk-Yunan aşkı olmaz. Avrupa’da benim “Genelkurmay’ın ajanlığı”nı yaptığımı iddia edenler var. Gerçekte ajan olan bunların kendileri değil mi? Türkiye’ye getirildiğim gün, Atina o ajanları davet etti. Buna ilişkin bir kitap bile yazılamadı. Hiç yaşamak istemediğim halde, halklarımızın ve ülkemizin çıkarları için yaşadım. Genelkurmayla gerçekleri tartıştım. Bu tartışmalar bende umut da yaratmış değildir. Gerçekler ortaya çıksın diye yaptım. Bunlar belki ileride yayınlanır. Talabani ve Güneyli işbirlikçiler, kendi sultalarını ve diktalarını sürdürmek istiyorlar. Talabani de “Apo gitsin” diyor; çünkü o zaman kendi diktasını kuracak. Çiller’in oğlu ile Talabani’nin oğlu Londra’da birlikte şirket kurmuşlardı.
Demokrasiye ve kardeşliğe geçişi gerçekçi biçimde hayata geçirmeyi kitaplar ve farklı yayınlarla açacaktınız. Oligarşik Cumhuriyet kitabı çıktı. İyi oldu. Ama Demokratik Cumhuriyete Doğru kitabı da yazılmalıydı. Yoksa avukatlık yapamazsınız, savunmamı eksik yapmış olursunuz. Neyle uğraşıp uğraşmadığınızı bilmelisiniz. Yetkin bir savunma, güçlü avukatlık temsili olmalıdır. Kişisel durumum neydi? Bunun iki yüz yıllık temeli var. Bu lanetli bir tarihtir. İşbirlikçilik, yine İngiliz ve Avrupa emperyalizmi var. Emperyalistler Anadolu’yu da işgal ettiler. ’20’lerdeki Kürt-Türk ittifakı iyi bir ittifaktı. Kürtlerin eksikliği, taleplerini demokratik bir şekilde ortaya koymamalarıydı. Kötülemek için söylemiyorum, ama Kürt egemen sınıfının isyan kültürü cumhuriyeti geliştirmedi. İngilizler birini isyan ettirdiler, diğerine de ‘as’ dediler. Bu oyun ’90’larda da oynanmak istendi. Ben buna izin vermek istemedim. Mektuplar yazdım, demokrasi ve kardeşlikle bu şiddet ortamından çıkalım dedim. Türkiye bunu anlamak zorundadır ya da Kürtlerin bunu anlatması gerekir.
Avrupa hukuku değil komployu dayattı
Savunmamın özü budur. Savunmam, tarihten ders çıkarmadır. Ben hukuku biraz inceledim. Anlamak adalettir, adalet de hakkı olanı elde etmektir. Bizim halkımız Kurtuluş Savaşı’na katıldı mı? Evet. Peki, hakları verildi mi? Hayır. Kürt halkının haklarını aramak, Türkiye’yi bölmek değildir; demokratik ve laik cumhuriyetin ta kendisidir. Oyunlar oynanmasaydı, cumhuriyet Japonya’yı bile geçerdi. Şimdi Anadolu ve Mezopotamya kültürünü sentezleyerek bu durumu aşabiliriz. Hem Türkiye’de hem de Avrupa’da ilkel milliyetçiliğin etkinliği var. İlkel milliyetçilik, hem Kürtlerde hem de Türklerde geleceğin önünü kapatan örümcek ağıdır. Demokratik Cumhuriyet’te yaşamak fazilettir. Biz sosyalistlerin küçük devletleri olmaz. Biz isteriz ki, Türkiye Cumhuriyetleri de, Balkanlar’ı da, Ortadoğu’yu da içine alan büyük bir birlik olsun. Bu büyük bir zenginliktir. Ama bu birlik halkların yüce değerlerini de içinde barındırmalıdır. Bu söylediklerim yeni değildir. Benim açığa çıkarmaya çalıştığım çizgi buydu. Ben hukuki savunma yapıyorum.
Avrupa bana hukuku değil, komployu dayattı. Şu anda esas olarak Türkiye’nin değil, komplonun mahkûmuyum. Bu komployu yapan politikacı ve istihbaratçıların hepsini mahkemede ifade vermeye zorlamamız gerekir. O zaman da bu davanın düşmesi gerekir. Avrupa’ya, “Sen hukuku değil, iki yüz yılın katliamını ve komplosunu dayattın. Apo’nun terörist olup olmadığını tartışamazsın. Çünkü komployu sen yapmışsın” diyeceğiz. Bunun için şahitlerimiz var. Bindiğim uçağı getirip götürenler, VIP salonunda geçirenler gizleniyor. İtalya’dan nasıl çıkarıldığım, Almanya’nın beni almamak için neler yaptığı gizleniyor. Türkiye’yi mahkûm etmeye çalışıyorlar. Hayır, mahkûm edilecek olan en temel güç Avrupa’dır.
Ben buna tiyatro demiştim; senaryoyu başkası yazdı, İmralı’da oynandı. Bu oyun bozulmak zorundadır. Eğer akıllı adamları varsa, biz Türkiye ile anlaşırız. Komplonun etkisinden çıkarlarsa ve gerçekten Sevr’e karşı çıkıyorlarsa, meseleyi dostlukla halletmeleri gerekir. Uçakta iken iki saat bile yaşamak istemiyordum. Ama baktım, binlerce insan ölecek; işte o zaman kendimi oldukça zorlayarak yaşamayı tercih ettim. Çocuklar için, halk için, sizin için yaşadım. Rantçılar bir an önce infaz istediler. Çağlar beni Kenya’dan almak için uçağını göndermişti; şimdi de “niye bana böyle yapıyorsunuz” diyor. Yaşama konusunda talih midir, şans mıdır, bilemem; vicdanım beni zorlaya zorlaya kabul ettim. Tüm kafalar bu gerçeği anlamak zorundadır; dostlar, arkadaşlar, herkes anlamak zorundadır. Ne idare beni zorla yaşatıyor, ne de ben isteyerek kendimi yaşatıyorum. Yine de yaşamaya çalışacağım.
Komplo içeride de, dışarıda da var. Komplo yürürse ne olur? Bu eşittir, on binlerce kişinin ölmesidir. Bunun olmaması için, herkesin demokratik yasal sürece sahip çıkması gerekir. Demokratik bir seferberlik olmalıdır. Ben ilah değilim, yarın öbür gün ölebilirim. Kaldı ki, şimdi Türkiye kriz içindedir. Kriz her gün yeni bir şekil alabilir; bu kriz olumlu ya da olumsuz sonuçlanabilir. Benim yüzümden kimsenin burnunun kanamaması, bir damla kanın bile dökülmemesi gerekir. Polis de, gerilla da, sokaktaki insan da ölmemelidir. Yasal demokratik sürecin sonuna kadar kullanılması gerekir. Bu olmazsa, sorumlusu ben olmayacağım. Bazıları demokratik bir parti olduklarını söylüyorlar; ancak demokratik seferberliğin nasıl olacağını dahi bilmiyorlar. Geçmişte iki bin insanımız satırla doğrandı. Bunun PKK ile ne ilişkisi var? Sistem kendi çarklarını böyle oluşturmuştu. Tüm bunlar yasal demokratik sürece katkı ile aşılır. Demokratik haklar kabul edildi mi, kardeşlik gelir. Bunun tersi, savaşın geri gelmesidir. Benim hatırım için ne kimse eylem yapsın, ne de dursun. Benim için değil, halk için, demokrasi için, insan hakları için olur.
Komplocular da gündemi bana göre ayarlıyorlar. Dostlar ve yoldaşlar gündemlerini bana endeksli yapamazlar. Devlet bir araçtır; birliğine ve bütünlüğüne zarar vermediğini bilirse, devlet de çıkış yapar ve katkı sunar. Karşılıklı birbirimizi ikna etmeli ve anlamalıyız. Bunlar lafla olmaz. Herkes üzerine düşen tarihi görevi yerine getirmelidir. Bunları söylüyorum diye savcı gelsin isterse yakama yapışsın. Bunu sonuna kadar savunacağım. Güney’e ilişkin görüşlerimi dört ana esas üzerinde özetliyorum: Birincisi; ayrılık değil, demokratik birlik. İkincisi; şiddet değil, onurlu bir barış çizgisinin temsili için uğraş verdim. Onurlu bir barış meşru savunma ile olur (Sağ olsunlar, bizimkiler biraz buna uydular.) Demokrasi ve barışı gerçek güç haline getirmek gerekir. Ne eski isyan ve çete tarzı, ne de yalvarma olmalıdır. Türkiye’nin bundan korkmasına gerek yoktur. Bu, kutsal bir barış anlamına gelir. Demokratik birlik, güçlü meşru savunma ile olur. Bu, evrensel hukukun Türkiye’ye yansımasıdır. Bunun üzerinden iki siyasi anlayış olur. Demokratik birlik seferberlik gerektirir. Şiddetin tamamen sona ermesi için diyalogu hayata geçirmek gerekir. Ben iki yıldır bunları dile getiriyorum.
Ben asılmaktan değil anlaşılmamaktan korkuyorum
ABD’nin Irak üzerinde yoğunlaşacağını biliyorum. Saddam’a karşı yeni bir muhalefet gelişiyor. Türkmenler, Asuriler ve Irak’ta yaşayan diğer halklardan Saddam’a karşı yeni bir muhalefet gelişebilir. Sanırım Irak konusunda söylediklerim biraz gerçekleşiyor. Irak konusunda söylediklerim çok önemlidir. Hatta bizzat gidip görebilirdiniz. Bunlardan kitap dahi yazabilirdiniz. HADEP’in bu gelişmeler karşısında sorumlu davranması gerekir. Örneğin Makedonya’ya bakalım: Makedonya deneyimi hayli önemlidir. Ayrılığa ve şiddete düşmeden, demokratik hukuk çözümü örnek olarak geliştiriliyor. HADEP’in rolü bir Arnavutluk partisinden daha önemlidir. HADEP buna benzer bir şekilde sorunu gündemleştirebilirdi. Türkiye için de anayasal demokratik çözüm gelişebilirdi. İki yıldır burada söylediğim şey, anayasal demokratik çözümdür. Türkiye Derviş yolu ile bunu mu deniyor?
Bu Türkiye’nin yeni ufkudur deniliyor. Gerçekten de ABD ile birlikte yeni bir yol mu deneniyor? Kıvrıkoğlu buna ‘Derviş konsepti’ diyordu. Bununla demokratik anayasal çözüme gidilebilir. Derviş, ‘liberal sol ittifak diyor’, bu önemli bir yaklaşımdır. Sözü edilen liberal sol ittifak HADEP, ÖDP, İnönü, CHP ve Ecevit’i içine alabilir. Fazilet Partisi bünyesinde de Erdoğan’ın öncülüğünde liberal sağ bir gelişme olabilir. Belki pek dikkat çekmedi, ama demokratik ittifaklar gerçekleşir mi, ona bakmak lazım. Basın bunu yoğunca tartışıyor. HADEP gibi partilerin burada kilit role sahip olduklarını bilmeleri gerekir.
Savunmalarımın önemli bir parçası da Öcalan-HADEP ilişkisidir. Fazilet Partisi’nin kapatılması kararından sonra, sıra HADEP’in kapatılmasına gelebilir; benimle bağlantısı ön plana çıkarılarak kapatılmak istenebilir. HADEP öncesi partilerle ilişkilerim ’91’den beri vardı ve açıktı. Ben kendilerine o zamandan beri anayasal demokratik zemini iyi koruyun dedim. O zaman İnönü’yle aynı partideydiler. Başarılı olunmadı. DEP’liler tutuklandı, ortam zehirlendi. Türkiye on yılını kaybetti, ’91’de başarılamayan şu anda başarılmaya çalışılıyor. Bu aynı zamanda benim özeleştirimdir. O dönemde DYP-SHP koalisyonunun demokratik çözüme yönelmemesi de, Türkiye’nin büyük kaybına yol açmıştır. ’91’de gerçekleşmeyeni yeniden yapalım. HADEP, sol liberal ittifakta özgücüne dayanarak yer alabilir. HADEP’in politik düzeyde eksikleri vardır. Yaygın eğitimle sağlam demokratik kadrolara sahip olmalıdır. Bu, anayasal demokratik çözümü getirebilir. Derviş’in girişimi başarılı olursa, buna sağ da karşı çıkmaz. Böylece Türkiye krizden çıkabilir. HADEP’in dürüst olması gerekir. ‘HADEP-Öcalan bağlantısı’ denilip bu parti kapatılabilir. Bunun için şimdiden hazırlıklı olmalıdır. Sadece savunma olarak değil, pratik olarak da hazırlanabilir. Çok ciddi kadro, kitle eğitimi olmalıdır.
HADEP’e ilişkin daha önce söylediklerimi tekrarlamak istemiyorum. Şu an sanırım program tartışılıyor. HADEP Türkiye realitesine dayalı, bölge koşullarını gözeten bir demokratik hukuk platformunu esas almalı; sosyal, kültürel ve siyasal taleplerle ekonomik taleplerin demokratik örgütlenmesine dayanmalıdır. Yasal demokratik ilkelere da- yalı anayasal demokratik çözümün bölgeye indirgenmesi gerçekleşmelidir. HADEP tüm Türkiye’nin partisi olmalıdır. Çünkü hukuk böyle savunulur. Buna, şiddete karşı anayasal demokratik çözüm denebilir. Tembellik ve feodal uyuşukluktan kurtulmak gerekir. Benim yanlış anlaşılmam sorunları geliştiriyor. Bunları tartışmalısınız. Bu hem Türkiye’nin demokratikleşmesi, hem de HADEP için önemlidir. Böyle olursa Türkiye bence HADEP’i kabul edebilir. Buradaki konuşmalar devletin demokratikleşmesini bire bir etkiliyor. Derviş önemli bir politika yürütüyor. Derviş’in sol ittifak demesi önemlidir. Sanırım devletin bir kanadı da bu politikanın arkasındadır. Bu, çalışmaya bağlıdır. Çözümü başka yerde aramayalım. Çözümü Avrupa Birliği’nde, Avrupa’da, Amerika’da aramayalım; onlar sınırlı çözümlerdir. Çözüm Türkiye’dedir. Bence asker aslında sorunun Türkiye’de çözülmesine ve demokratik gelişmeye tümüyle karşı değildir.
Ben Don Kişot değilim. Ben savaşıyorum. Bu savaşın gerekleri var. En ağır idam mahkûmuyum, tecrit koşullarında yaşıyorum, ama sağduyulu davranıyorum. Ne affı, ne kişisel kurtuluşu dillendiriyorum. Mesele, bir halkın kurtuluşu, bir halkın çıkarları meselesidir. Ahlaki davranmak gerekiyor. Dünya görüşümüz budur ve bu benim felsefemdir. Bu böyle anlatılmalı ve birkaç kitapla açıklanmalıydı. İlla “asalım” diyenler, içeride savaş rantına, dışarıda ise başkalarına bağlıdır. Neden savaş rantçılarına bağlı olalım? Kaynakları kimlerin hortumladığı açığa çıktı. Hepsi mahkemelere düştüler. Ben savaştan korkmam, ama barışı esas aldım. Ben tek kişi değilim, milyonların temsilcisiyim. Beni illa asmak isteyenler sonuçlarına da katlanırlar. Aslında bu kötü bir şeydir. Batı birine “as”, diğerlerine “isyan et” diyor. Bu, Batı’nın iki yüz yıllık oyunudur. Ne sen beni as, ne de ben isyan edeyim. Sen beni anlamak zorundasın. Birbirimizi anlamalıyız. Dilime yasak koyuyorsun. Kurtuluş savaşında da birlikte devleti kurduk.
Rant siyasetçiliği Türklerde de var, Kürtlerde de var. Rant siyasetçiliği dönemi kapanmıştır. Bana dayalı olarak ne PKK, ne HADEP, ne de dostlar rant siyaseti yapabilirler. Türkiye halkına düşman değilim, olamam. ’93’ten beri üç defa tek taraflı ateşkes ilan ettim. Türkiye’ye, ‘kardeşliği gerçekleştirelim’ diyorum. Bu, dilime ve kültürüme yasak getirilerek olmaz. Politikada uzlaşmaya gelinmeli diyorum. İlla seni öldüreceğim, imha edeceğim, asacağım dersen, sonuçlarına da katlanırsın. Bu konuda asılmaktan değil, anlaşılmamaktan korkuyorum; kana dayalı rant siyasetinin başarısından korkuyorum. HADEP’in program çalışmaları devam ediyor herhalde. Tartışmalar çok yoğun yapılıyor mu? Program tartışmalarında;
- Bölgenin ve Türk ekonomisinin sorunları, çözümü ve örgütlenmesi,
- Sosyal ve kültürel sorunların çözümü ve örgütlenmesi,
- Siyasal demokratik sorunların çözümü ve örgütlenmesi,
- Türkiye demokrasisi ile bütünleşme,
Türkiye’nin demokratik laik cumhuriyetiyle birleştirme olmalı. Bunun dışındaki şeyler yanlıştır, kendilerini kandırmasınlar. Halen bir tartışma yürütemiyorlarsa, bu onların demokratik siyaseti anlamadığını gösterir.
HADEP’in bölgedeki gelişmeler konusunda hazırlıklı olması gerekiyor. Aslında bu süreçte diplomasi çok iyi çalışmalıydı. Barzani ve Talabani Türkiye’ye şunu söylemeliydi: “PKK burayı terk edebilir, ama sizin yasal hazırlığınız yoktur.” HADEP de devlete bunu demeliydi. Ama hala PKK’yi kullanmak isteyenler var. Barzani ve Talabani PKK’yi yanlarında tutmak isteyebilirler. Eğer bunlar Türkiye’ye karşı dürüstlerse, şunu söylemeliydiler: “Biz burada Irak’ta Kürt devleti kurmuyoruz, tutarlı bir demokratik Irak istiyoruz.” Bu, Türkiye’ye karşı değildir. Demokratik yasalar çıkarsa, olumlu gelişmeler olabilir. Gerçi Anti Terör Yasası’nda bir iki maddeyi değiştirdiler, 16. madde değişti; ama bu basit bir değişikliktir ve yetersizdir. Terörü, şiddeti karşılıklı sona erdirmek gerekir. Af tek taraflı değildir. Bana da haksızlık yapılmıştır, ben de affediyorum. Diyalog için ne gerekiyor? Başkanlık Konseyi’nin diyalog için Güney’e gelme çağrısında bulunması doğrudur. Kendileri çok güçlü olsaydı, diyalog olurdu. Birileri ‘sizi imha ederiz’ de diyebilir.
HADEP üzerinden diyalog olabilir. HADEP’in varlık nedeni de budur. Ben Türkiye illa PKK ya da benimle diyalog yapsın demiyorum; HADEP’le de yapar. Demokratik çözüm ve diyalog için taban gücü gerekir. Bu yapılamazsa, Türkiye oyuna gelebilir. Diyalog yerine her zaman şiddet gündeme gelebilir. Bu tehlike her zaman vardır. Irak için daha önce söylediklerimi tekrarlama gereği yok. ABD ve Ecevit demokratik bir Irak’a karşı değildir. Gerçek demokratik Irak talebine ben de katılırım. Saddam gider veya kalır; buna hiç girmiyorum. Süryaniler, Türkmenler ve Kürtlerden oluşan federatif demokratik bir Irak Ortadoğu için de bir model olabilir. Irak’ın bütünlüğüne de bu çerçevede katılıyoruz. Ben Türkiye’nin de buna karşı çıkacağını sanmıyorum. PKK Irak’la çatışmaya girmeden, HADEP, hatta Barzani ve Talabani de Türkiye ile diyalog için bir şeyler yapabilirler. Bunun için güç gerekir. Barış, ancak barış güçleriyle olur. Demokrasi ne teslimiyet, ne de rantla olur. Demokratik gücün varsa, yoğunlaşırsa sonuç alır. Niye sonuç alınamıyor? Eksiklikler ve yanlışlıklar olduğu için. Türkiye, Ortadoğu demokratik çözümüne en yakın ülkedir. Bu benim eski görüşümdür. Büyüme, özgürce dayalı olabilir. ABD’yi de diyalog için devreye sokabilirler. Şiddet gelişirse, ABD de, İngiltere de kaybeder.
Dönüşemeyen adamın bizimle işi yoktur
Ben devletten ziyade ’91’den sonra PKK içinde ortaya çıkan çeteleşmeden dolayı zorlandım. Bu alçakçadır. On binlerce insanın ölümünden, şiddetten, acılardan bu çetecilik sorumludur. Beni istismar etmesinler. Beni nefessiz ve tanınmaz hale getirdiler. Savunmamda da ideolojik ve politik olarak kapsamlı anlatacağım. Bizde şiddet-zor anlayışı ’90’lardan sonra yozlaşmıştır. Şemdin, Kör Cemal, Terzi Cemal ve en son örnek olarak da Süleyman çeteleşmesiyle böyle binlerce kişiyi öldürdüler. Süleyman, Bodrum’a 16 yaşındaki bir kız çocuğunu karnına bombaları bağlayarak gönderdi. Orada burada dolaştırdı. Sorguda da yetkili “Böyle şiddet anlayışı olur mu?” diye sordu. Bu haklı bir soruydu. Şemdin binlerce kişiyi öldürttü, sonra da kendini kurtarmak ve pişmanlık yasasından yararlanmak için her şeyi yaptı.
Şiddet kültürü Türkiye’yi, bizi ve demokrasiyi zora soktu. Bunları bana devlet söyletmiyor. Dönüşemeyen adamın bizimle ne işi vardı? Oyun geliştirmek istiyor derim. Avukatlarım savunmamı doğru yapmak zorundadır. Demokratik Cumhuriyete Doğru adı altında bir kitap haline gelebilirdi. Savunmam açık savunma olmalıdır. Benim adıma “Yaşasın Apo” deyip her türlü kirli işe bulaşanlar, yalnız Türkiye’de değil, Avrupa’da da varlar. Otuz yıldır kendini eğitemiyorsan, gelişemiyorsan, büyük yanlış içindesin demektir. Bir hayvanı bile alır bir haftada eğitirsin. Benim adıma kimse bunları yapamaz.
Kaçırılmam hukuk dışıdır
Kaçırılma süreci çok önemlidir. İmralı bir sonuçtur. Türkiye açısından da önemlidir. Senaryoyu Batı yazdı, yani temel aktör Batı’dır. Türkiye’ye gardiyanlık ve infaz rolü verildi. Yunan kışkırtıcılığı korkunç bir şeydir. İngiltere uçağı İsviçre’den gizlice alıyor. Yunanistan korkunç. Kenya da CIA ve İsrail ajanlarının elinde. Moskova ayarlanmış. İtalya’ya karşı psikolojik savaş biliniyor. Almanya’nın beni kabul etmeyişi var. Yunanistan “Apo yarı yolda ölecek” diyor; Elçi tabancayı bana verecekti. Tüm bunlar belgelidir. Beylik bir tabancayla direneceğim, Kürtler direnecek, on binler ölecek, böylece Türkiye teslim alınacak. Bu tutmayınca, karşılıklı aşk gösterileri başladı. Artistler aracılığıyla yalan bir biçimde bu gösteri sergileniyor ve gerçeği örtbas ediyorlar.
Benim takındığım tavır bellidir. Genelkurmay temsilcisi “Bu bir kardeşi kırdırtma oyunudur, bunu bozacağız” dedi. Ben de, “Katılıyorum” dedim. Uçakta iken yarı yolda siz çete misiniz diye sordum. “Biz onlardan değiliz” dedi. Ölümüm nasıl olur; çarmıhta mı olur, son nefesimi çarmıhta mı veririm? Bunun biçimini politika merkezine almıyorum. Ben savunmamı gerçekleri ortaya çıkarmak üzere yazıyorum. İki yüz sayfasını yazdım. Çok derin açma gereği duydum. Savunmam belki bin sayfalık olur. Yalnız köleciliği tanımlama düzeyinde iki yüz sayfayı aştı. Batı uygarlığının bana karşı geliştirdiği ikiyüzlülüğü, hem Moskova, hem Atina ve hem de Roma kaynaklı olarak ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Türkiye aydınlarına, ‘insani talepleri anlayın, gerçeği halkınız için ortaya çıkarın’ diyorum. Bunları devlet, politikacılar, Kürtler, herkes anlamak zorundadır.
AİHM savunmamı tam yapmak istiyorum. Bu teknik bir sorun değildir. Paketlendik ve Türk yetkililerine verildik. Yoksa bu iş Kenyalı bir iki kişinin işi değildir. Türkiye’nin haberi bile yok. Genelkurmay’ın bile bu paketlenme olayında son ana kadar “olur mu, olmaz mı” şeklinde şüpheleri vardı. Kenan Evren bunu gördü, “Apo’yu başımıza bela etmek istiyorlar” dedi. Demek ki, kaçırma senaryosunu Batı geliştirdi. Avrupa bu olayda kendi hukukunu çiğnemiştir. Ben Rusya’dan nasıl kaçırıldım? Bunun tanıkları var. İtalya’da psikolojik savaşın tanıkları var, Atina’da tanıklar var. Beni asıl kaçırtanlar var. Uçağı kim getirtti, VIP salonundan kim geçirdi, Korfu’ya, Kenya’ya kim götürdü? Kalenderis, Pangalos ve Simitis’e kadar herkesin dinlenmesi gerekir. ‘Türkiye gelip beni kaçırdı’ denilemez. Mahkemede dinletemezsek, bu yapılanlar anlaşılmaz. Bu, hukuk dışı kaçırılmadır.
Carlos’tan bahsediyorlar. Ben Yunan Elçiliği’ndeydim; Avrupa hukukunun alanı içindeydim. Carlos’un durumu farklıydı. Avrupa hukuku çerçevesinde Yunan Büyükelçiliği’ndeydim. Yunan Elçiliği’nde dilekçemin sonucunu bekliyordum. Savunmamın püf noktası budur. Elçilikten niye çıkarıldım? Bu gerçekler ortaya çıkmazsa, bu yüzyılı Türkiye kaybeder. Biz bunu istemiyoruz. Bunun için Türkiye’nin de yardımcı olması lazım. Kürt halkı çok acılı bir halktır. Keşke bunlar olmasaydı, keşke daha iyi önderlik yapabilseydim! Bu, iki yüz yıllık bir oyundur. Ben Türkiye ile değil, esas onlarla hesaplaşmak istiyorum. Türkiye’den rica ettiğim şey, Kürt-Türk ilişkisini, demokrasi ve kardeşliği doğru anlamasıdır. Asıl hesaplaşmak istediğim kirli güçler var. Bunlar Kürtlerin içinde de var, Batı’da da var. Türkiye’nin de bundan kurtulması lazım. Atina Mahkemesi’nin sonuçlanmasını önemli buluyorum. AİHM beni dinlemek zorundadır. Bende sırlar var. AİHM’de örgütlü ve planlı olmalısınız. Dar değil, siyasi sonuçlarını da görmelisiniz.
Özlemlerinize göre yaşamaya çalışıyorum
Herkesi büyük demokrasi seferberliğine davet ediyorum. Barışa götürene kadar, sadece PKK’yi değil, Kürt örgütlü güçlerini diyalog için yapıcı olmaya ve çalışmaya davet ediyorum. Kadınlar için, ‘gerçeğin ve adaletin arayışçıları’ demiştim. Sizin göndermiş olduğunuz mektupları edebi, felsefi ve içerik olarak zengin buldum. Genel yanıt olarak şöyle diyorum: Apo ile 24 saat yaşama. Bu aynı zamanda bir bilmecedir. PKK içindekiler, dışındakiler ve dostlar katılabilir. 300-400 sayfalık bir yarış mektubu olabilir. Ben de yarışa birinci olanı onaylayarak katılıyorum. Bu bir kitap yazma yarışıdır. Tekrar ediyorum. Kadınlar adaletin, sevginin ve gerçeğin arayıcılarıdır. Sizin özlemlerinize göre yaşamaya çalışıyorum. İradenizin felsefi ve edebi olarak gelişmiş olması beni mutlu kılıyor. Benimle yirmi dört saat yaşamaktan söz etmiştim. Bu husus üç yüz, dört yüz sayfalık felsefi edebi bir romana dönüştürülebilir.
İnceleme ve araştırma için mitoloji , tanrıça kültü ve Altın Dal’ı okuyabilirler. Diyonisos kültürü, Hintlerde Krişna ve Kopi kültürü, Balkanlarda Orfi kültürü, Adonis, Kibele, Mezopotamya’da İnanna, İştar, Hz. Meryem üzerinde yoğunlaşılabilir. Bakhalar Alayı’nı inceleyebilirler. Bilimsel eğitim amacıyla bunları söylüyorum. Kadın özgürlüğü sağlayacak, demokrasi kadının zaferi olacaktır. Neolitiğin anaları olarak, günümüzün demokratik değerlerinin en temel yaratıcıları olacaklar. Gençlik için de daha önce belirtmiştim. Demokratik seferberlik ruhu ile çalışmalılar.
Ceza alan İkinci Barış Grubu’ndan arkadaşları selamlıyorum. Geçmiş olsun demekten ziyade, şunları söylemek istiyorum: Bunlar Demokratik Çözüm Grubu’ydu. İçeride barış rolünü daha fazla yakalayabilirler. Her biri ruhunu ve bilincini barışa yöneltebilir. Benim için kendilerini feda etmediler, böyle algılamasınlar. Avrupa’da yozlaşacaklarına, bu topraklara barışı geliştirmek için geldiler. Benim ruhumun bir parçasıdırlar. Ruhumun ve aklımın bir parçası ile barış demokrasi mücadelesini sürdürsünler. Suriye’de arşivler var, binlerce şehit kız var, onların anıları var, röportajlar var. Beş on kitaba dönüştürebilirler. Film yapabilirler. Kitapları cilt cilt yayınlayabilirler. Ahmet Kaya’nın anısına sahip çıkacağız. Ahmet ölmedi. Biz onu bu toprakların canlı abidesi yapacağız. Onu yaşamsal kılacağız. Günümüzün Pir Sultan’ı yapacağız. O, Türkiye’nin demokratikleşmesine, halkların kardeşliğine candan sonuna kadar inanıyordu.
Avrupa’da yapılacak olan büyük yürüyüşe kısa bir mesaj verebilirim: Sizin büyük demokratik yürüyüşünüze katılamadığım ve aranızda olmadığım için üzgünüm. Büyük demokratik güç olmak için iradenizi, örgütlenmenizi ve bilincinizi çok yüksek bir biçimde ortaya koymanızı bekliyorum. Büyük yürüyüşünüzü irade ve örgütlenmeyle zafere doğru, barış ve demokrasiye ulaştırmanızı diliyor, barış ve kardeşliğe ulaştırmaya çağırıyorum. Meşru savunma hakkını kurmak için kendinizi koruyun, düzenlenin. Derviş hazırlanıyor. Bizim geri kalmamamız gerekiyor. ’20’lerde biz geri kaldık ve kaybettik. Şimdi Demokratik Cumhuriyet’e doğru örgütlü olarak demokratik yerimizi alacağız.
