MAHKEME TUTANAKLARINDAN PKK DAVASI – KEMAL PİR -1-

Serxwebûn Arşivi'nden - Mart 1982

tarafından Özgür Basın Arşivi

SANIK KEMAL PİR SORGUSUNDA:

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Askeri savcılığın 30.4.1981 gün ve 1981/356-274 esas ve karar nolu ek iddianamesi ile yine askeri savcılığın 18.5.1981 tarih, 1981/358-276 esas ve karar nolu ek iddianameleri askeri savcı tarafından okundu.

 

(Askeri savcı tarafından ek iddianame okundu)

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Sanık sorgularına devam edildi.

 

 

Duruşma hâkimi tarafından sanık Kemal Pir çağrıldı.

 

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Kemal, PKK örgütü üyesi olduğun ve bu örgüt adına faaliyetlerde bulunduğun;

4.8.1978 günü İsa Abacı’nın öldürülmesi olayına iştirak ettiğin,

15.8.1978 günü Mehmet Akyüz’ün öldürülmesine ve oğlunun yaralanması olayına iştirak ettiğin,

12.8.1978 tarihinde polis memuru Ekrem Çölgen’in öldürülmesi olayına karıştığın,

Mikrofonu kendine göre ayarla,

 

(sanık mikrofonu ayarladı.)

 

KEMAL PİR– Bir de ayrıca PKK merkez komitesi üyesi olduğum iddia ediliyor iddianamede. Ona da cevap vermem gerekiyor.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Tabii. Örgüt üyesi demekle bunları kastediyoruz. Bir de yüksek sesle konuşursanız hem arkadaşlarınız duyar, hem de biraz yüksek sesle.

 

KEMAL PİR– Arkadaşlarımdan birinde iddianame var. Onu almak istiyorum. Ona bakarak bazı noktaların açığa çıkması açısından mümkün mü?

 

(Sanığa iddianame verildi)

 

Beni doğal PKK üyesi olarak kabul edebilirsiniz. Yani doğal olarak PKK üyesi olarak kabul edebilirsiniz. Ben PKK’nin kuruluşuna katılmadım. O dönemde cezaevinde idim. Katılmak isterdim yalnız. Yani PKK adında bir örgütü kurmayı ve onun merkez komitesinde de görev almayı kabul ederdim. Ancak çeşitli nedenlerle ben böyle bir görevde ne bulundum, ne de böyle bir örgütün kurulmasına katıldım. Yalnız genel anlamda bu hareketin ideolojik, politik görüşleri aynı zamanda benim görüşlerimdir de.

 

Benim bu siyasal akıma katılmam niye mümkün oldu veyahut ben böyle bir siyasal harekete niye katıldım? Katılışım hangi yıllara rastlar veyahut ben böyle bir ideolojik, siyasi akımın ortaya çıkmasında ideolojik olarak katkılarım var mı? O noktanın da açığa çıkması, tarih önünde açığa çıkmasını istiyorum aynı zamanda ben. Yani şey açısından değil; zaten bu mahkemenin tarihsel bir mahkeme olduğuna inanıyorum ben. Yani basit bir dava olduğuna değil; yani herhangi bir hukuki şeyden ziyade, tarihsel önemi olduğuna da, yani buradaki mahkemenin tarihsel önemine de inanan bir insan oluyorum. İnsan olarak tarih önünde de gerçeklerin ortaya çıkmasını yani şahsımla ilgili olarak gerçeklerin tarihe gerçek olarak geçmesini istiyorum.

 

Bu açıdan da benim bu harekete katılış yıllarımı, neden katıldığımı izah etmek istiyorum.

 

Ben yoksul bir aile çocuğu olarak dünyaya geldim ve 12 Mart döneminde Türkiye’de devrimciler öldürülüyordu, idam ediliyorlardı. Halk üzerinde gerçekten büyük bir baskı vardı. Ben de o yıllar öğrenci idim. 1972 yıllarında öğrenci idim. Ve ben bunların gerçek nedenlerini araştırmak istedim ve Türkiye’de de bir eşitsizliği görüyordum. Eşitsizlik vardı, işçi sınıfının baskı altına alındığı, sömürüldüğü, yeni yoksul, gecekondu mahalleleriyle, burjuva mahalleleri arasında farklar açık, belirgin, yoksul köylünün durumu da açık, belirgin; ama bu ülkede sefa sürenlerin durumu açık, belirgindi. Aynı zamanda dünya çapında ulusal kurtuluş hareketlerinin ve sosyalist hareketlerin de önemi vardı ve 1972 yıllarındaki devrimci gençlik hareketleri ve devrimci hareketler beni dünyadaki olan olayları araştırmaya, incelemeye, tahlil etmeye, öğrenmeye götürdü.

 

Ben araştırır, incelerken ve tahlil etmeye çalışırken işleri gerçek, çıplak olarak kavramaya çalıştım ve Marksizm’e yöneldim. Marksizm’in tek doğru düşünce sistemi olduğunu, sosyalist sistemin ezilen sınıfları kurtaracağını, eşitsizliği ortadan kaldıracağını, dünyadaki eşitsizliğin kapitalist sistemden kaynaklandığına inandım, Marksist oldum. Yani sosyalist oldum.

 

Dünyayı tanımak benim için bilmek, tanımak yetmiyordu. Dünyayı değiştirmek gerekiyordu. Değiştirmek için de mücadele etmek gerekiyordu. Ben aynı zamanda sadece bilen bir insan değil, bilen, araştıran bir insandan ziyade dünyayı değiştirmek için mücadeleye katılmanın da gerekliliğine inandım ve mücadeleye katılmak istedim.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Kemal, nasıl bir değişiklik? Dünyayı değiştirmek dediniz?

 

KEMAL PİR– Dünyada hüküm süren eşitsizlik var. Bu eşitsizlik kapitalizmden kaynaklanıyor. Kapitalizmin en üst aşaması emperyalizmden kaynaklanıyor. Bu emperyalizme karşı mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele, sosyalizm için mücadele. Buna kara verdim.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Değiştirmek, sosyalizmin kapitalizmin yerine ikamesini mi kastediyorsunuz?

 

KEMAL PİR– Evet, sosyalizmin, kapitalizmi yok etmesini, yani sosyalizmin hâkim olmasını, bu doğrultuda. Şimdi, ama değiştirmek basit bir olgu değil, yani normal olarak insanlara anlatmakla mümkün: İnsanları ikna etmek mümkün, ama öyle ki her sistem kendisini koruyacak örgütleri de yaratmış.

 

Bizatihi mahkemelerin varlığı, ceza şeylerinin varlığı, işte silahlı güçlerin, polis kuvvetlerinin, ordu güçlerinin varlığı; her sistemin kendisini koruma örgütleridir. Bu örgütler müsaade etmiyorlar. Müsaade etmedikleri için, yani devlet örgütünün bizatihi varlığı sistemi koruyor. Devletin yıkılması gerekir. Düşüncem bu. Bir de sistemi ikame etmek istiyorsan o devletle mücadeleyi, (Marksizm’de de böyledir zaten) hedef alıp o devleti ortadan kaldırmalısın. O devletin yıkıntıları üzerinde yeniden bir devlet inşa etmek zorundasın.

 

Şimdi ben işte bu dönemde Türkiye’deki devletin, bu şekilde ortadan kaldırılmasına inandım. Çünkü Türkiye’de hüküm süren sistem kapitalist sistemdir. Üstelik Türkiye’deki kapitalist sistem emperyalizme bağlı bir sistem. Benim devrimci olmamda etkenlerden birisi de bu zaten. Türkiye’de Amerikan emperyalizminin üsleri vardır. İncirlik’te, Adana’da, Sinop’ta, Ege’de NATO üsleri falan. Halbuki ben tam bağımsızlıktan yana olan bir insandım. Ve bu durum ulusal onuruma dokunuyordu.

 

Bunun da etkisi vardı, üstelik ülkemizde çıkan yeraltı servetlerin çoğu ülkemizden götürülüyordu. Bize mamul maddeler satmaya çalışıyorlardı, ara malları üretemiyorduk. Bizde montaj sanayii gelişiyordu. Bilim ve teknik geliştirilmiyordu, beyin göçü vardı, ülkemizde yetişen beyinler yabancı ülkelere götürülüyordu. Ülkemiz gelişmiyor halkımız geri kalıyordu. Halkımız sefalet içindeydi. Ve emperyalizm ülkemizden bu tür şeyleri alıp gittiği için halkımızın gelişmesi mümkün olmuyordu. Bu da benim devrimciliğe yönelmemde en büyük etkenlerden biridir. Yani yurtseverlikten devrimciliğe doğru bir gelişme vardı bizde.

 

Dolayısıyla Türkiye’de hüküm süren sistemin kapitalist sistem olduğu, emperyalizme bağımlı olduğu bu sistemi ayakta tutan gücün devlet olduğu; devletin de Türkiye’de hâkim olan burjuva sınıflarının devleti olduğudur. Çünkü her insanın düşüncesi istisnasız bir sınıfın damgasını taşır. Sistem bir sınıfa aittir. Ve diğer sınıflar da onun peşi sıra giderler. Genel anlamda böyle bir şey durum budur. Bu burjuva sınıflarına düşman olmamı, burjuvaziyi ve onun sistemini de yıkmam gerekiyordu.

 

Bu sitemi yıkabilmek için sisteme düşman olan hareketleri aradım. Türkiye’de devrimci, komünist hareketlerdi bunlar. Kürdistan’da da ulusal kurtuluş hareketi idi. Türkiye’deki devrimci hareketler o zaman 1974 yıllarında parçalanmışlardı. Cezaevlerinden çıkan unsurlar önderlik yapamıyorlardı, parçalanma vardı. Birleşme eğilimlerini değil, parçalanma eğilimlerini temsil ediyorlardı; ama bu hareket toparlayıcılık vazifesi görüyordu, yani devrimci çevrelerde toparlayıcı vazifesi gösteriyordu. 1972’lerde ortaya çıkan ve bu gün PKK hareketi olarak bilinen bu hareket bir örgüt değil, ideolojik, siyasal bir akımdı. Bu hareket toparlayıcılık vazifesi görüyordu, toparlayıcıydı. Ve geleceğinde şey vardı, yani zafer şeyleri vardı, hâlâ da var, buna inanıyorum.

 

Bu hareketin geleceği parlak, iktidar olacak. Böyle bir durum vardı. Bunun için ben bu harekete katıldım. Bu harekete de böyle basit tartışmalarla katılmadım. Yani bir gençlik örgütü vardı, evet Ankara’da ADYÖD, Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Kültür Derneği. Bu derneğin ben de üyesi idim. Bu derneğe gidip, geliyordum. Abdullah Öcalan’ı orada tanıdım zaten. O dernek vasıtasıyla tanıdım; ama bu hareketin ideolojik olarak şekillenmesinde ben bulunmadım. Benden önce zaten bu hareket şekillenmişti. Ben bu harekete deminki saydığım nedenlerden dolayı katıldım. Devlete düşmandı bu hareket. Ben de devlete düşmandım, devleti yıkmak istiyorduk biz, burjuva sınıflarının devleti olduğu için yıkmak istiyorduk. Onun için bu hareketi araştırdım, baktım.

 

Bu hareket ne diyor, ne demiyor. Komünist mi, değil mi? Sosyalist mi? Basit milliyetçi bir hareketse asla katılmazdım. Basit Kürt milliyetçi bir hareketi ise katılmazdım. Milliyetçiliğe karşıyım çünkü ben. Milliyetçi değilim, milliyetçi düşüncenin hangi ulustan olursa karşısındayım. İster bunlardan olsun, ister ne olursa olsun, Kürtlerden olsun. Katılmazdım ben böyle bir harekete. Katıldığım yıllar da 1974 yılları değil. 1974 yıllarında böyle bir hareketi tanıdım, böyle bir hareketin eğilimin temsilcilerini gördüm, konuştum tartıştım; Türkiye’deki devrimci harekete katılmak istiyordum. Ama orada, toparlayıcılık olmadığı için katılmadım bu hareketlere. Ben 1976 yıllarında bu harekete kesin olarak katılmaya karar verdim. Ama katıldığım zaman bu hareket iddianamede iddia edildiği gibi bir örgüt değildi. Bir ideolojik siyasal eğilimdi, örgütlenmesi gerekiyordu.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Nasıl tartışma yapıyordunuz?

 

KEMAL PİR– Bu tartışmalar burada iddia edildiği gibi, Türkiye’de Kürtlerin sömürüldüğü biçiminde değil, zaten bu biçimde yanlış, burada geçtiği biçimiyle anlayışımıza da, Marksizm’e de ters, Kürdistan’da bir toplum vardır, biz Marksizm’i toplumlara uygulamak istedik, benim düşünceme göre böyle, o arkadaşlarda öyle idi, tartıştığım insanlar. Tüm toplumları kurtarıyorsa Marksizm, Kürdistan toplumuna da uygulanabilir. Kürt toplumuna değil, Kürdistan toplumuna uygulanabilir. Ki ayrıca şu da vardı. Dünya çapında ulusal kurtuluş hareketleri yükseliyor; Vietnam devriminin zaferi var, Kamboçya, Laos devrimlerinin zaferi var, gençlik anti-emperyalist mücadeleye yönelmiş Türkiye’de. Biz de o şeyin etkisindeyiz. Angola, Mozambik, Gine’de mücadeleler var. Ulusal Kurtuluş hareketlerinin zaferi var. Filistin devrimi var, yakın etkileniyoruz ve bunlar bizi anti-emperyalist mücadelenin sorunlarını tartışmaya itiyor.

 

O zaman Orta Doğuda halklar mozaik gibi kaynaşmış; Kürtler, Türkler, Araplar, Farslar ve öyle ki, Orta Doğu emperyalizmin, emperyalist sistemin en büyük yedek gücü. Buradan, Orta Doğudan emperyalizmi kovup, Avrupa’ya sıkışıp kalacak ve Avrupa’da onu da yenmek mümkün. Petrolü ile tüm insan gücü kaynaklarıyla burada, üstelik Orta Doğunun siyasal haritası emperyalizm tarafından çizilmiş. Emperyalizmin, işbirlikçi burjuvaları, feodaller ve komprador burjuvalar tarafından çizilmiş bir siyasal harita. Böyle bir siyasal haritayı anti-emperyalist olarak kabul etmem mümkün değil benim. Kabul edemem. Ben halkların öz iradeleriyle çizilmiş siyasal haritalardan yanayım. Ve zaten halkların mücadeleleri de bu gün de gösterdiği gibi, yani dünya çapında görüldüğü gibi, kendi öz iradeleriyle kuruluyorlar.

 

Yani, çizilmiş siyasal haritalar değişiyor dünya çapında. Afrika’da değişiyor. Güneydoğu Asya’da değişti. Asya’da değişti, Latin Amerika’da değişiyor. Afrika’da değişiyor. Orta Doğudaki emperyalizme karşı mücadelenin genel sorunlarını tartışırken, Kürt toplumu da var. Ben üniversiteye geldiğim zaman Kürtlerin varlığından haberim bile yoktu. Üniversite yıllarında ben baktım Kürtçe falan konuşuyorlar. “Evet, biz Kürdüz” falan diyorlar, baktım bunlar Türkçe değil, Kürtçe konuşuyorlar. Bense Türkiye’nin sorunlarını çözmekten yana mücadele etmek istiyorum, o zaman Türkiye’nin sorunlarını incelemem gerekir. Türkiye’yi bilmem tanımam gerekiyor. Türkiye’de hüküm süren ekonomik yapıyı, siyasal yapıyı tanımam gerekiyor. O zaman ben de Kürtleri ve Kürdistan’ı da tanımaya çalıştım.

 

Baktım ki, bir toplum var. Böyle bir topluma kapitalizm biraz girmiş. Proleterleşme var, sınıflaşma var, o zaman ulustur böyle bir toplum. Böyledir dünya çapında; kapitalizm biraz girmişse ve sınıflaşma varsa o toplumda farklı modern sınıflar anlamında burjuvalaşma varsa, modern sınıflar varsa, o toplum, böyle bir toplum ulustur o zaman. Tarihsel olarak da Kürdistan’ın teşekkülü var. Kürdistan tarihini, Kürtlerin tarihini incelememiz gerekiyor, evet birazda Kürtlerin tarihini bulabildiğimiz imkânlar ölçüsünde inceledik, inceledim, incelemeye çalıştım.

 

Ve 1976 yıllarında ben bu harekete katıldım, kesin olarak katılmaya karar verdim, önceden tanıyordum, 1974 yıllarından beri tartışıyorum; ama 1976 yıllarından itibaren bu harekete katılmaya kesin karar verdim.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– İlk görevi nasıl aldınız, ne gibi faaliyetlerde bulundunuz.

 

KEMAL PİR– Bu iddianameyi yazanlar, kendi mantık silsilelerini bile kuramamışlar. Kendi mantık silsileleri içinde bile çelişki halindedir.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– İddianameye cevap ver; fakat silsilesini, falan karıştırma. Bu, elindeki iddianamedir. Biz seni nasıl dinliyoruz mahkeme heyeti olarak, sende bazı şeylere riayet etmek mecburiyetindesin. Silsile, bağ falan karıştırma. Siz beğenmediğiniz taraflarını cevaplar, izah edersiniz; ama “silsile kuramamış”, falan diye değil.

 

KEMAL PİR– Ona cevap veriyorum zaten, “başlangıçta kurucu durumunda olan bu sanıklar” ki benimde ismim var, örgütte kurucu durumunda diyor…

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Biz de seni dinliyoruz işte şu şekilde anlatın.

 

KEMAL PİR– Bu, örgüt değil yani, kurucu da değiliz, ben de değilim.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Siz izah ediyorsunuz, dinliyoruz; ama “kuramamışlar” bilmem ne meselesine girme.

 

KEMAL PİR– İddianame “bu sanıklar, kendi fikirlerine henüz teşkilatlanmamış örgütün fikirleri doğrultusunda” diyor. Yani teşkilatlanmamış bir şey varsa örgüt de yok zaten. Yani 1974 yıllarında örgüt yok, örgüt kurulmamış. Zaten bunun programı, tüzüğü, bir de iç çalışması, organizesi de gösterilemez yani. Ayrıca, bu iddianamede öyle bir genel görünüm var ki, sanki biz halkı zorla bu harekete sokmuşuz. Gönüllü idiler. Marksizm’de de öyle bir şey yok zaten, devrimciliğimiz de bunu gerektirir bizim. Biz kimseyi zorlamadık. Burada bazıları tanık diye çıkartılıp diyor ki, bana silah çekti falan veyahut şu oldu, bu oldu. Hayır. Böyle bir şey yok. Biz kimseden ne zorla para istedik, ne zorla şunu yap dedik, ne de zorla sen bu hareketten olacaksın dedik. Zorla bir insanı bizimle beraber çalıştırmak mümkün değil; ama biz ikna ettik, ikna etmeye çalıştık. 3 saatte ikna ediyorsak 3 saatte, 300 saatte ikna edilmesi gerekiyorsa bir insanın üç yüz saat uğraştık. Yani, insanlarla uğraşıyorduk. İnsanların bizimle beraber hareket etmesi için uğraşıyorduk, benim de uğraştığım bir alan.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Kürdistan ile nereyi kastediyorsunuz?

 

KEMAL PİR– Bunu da izah edelim. Şimdi bir ulusun sınırlarının oluşması, dil alanları ile mümkün. Dilin yayılma alanıyla mümkün. Normali budur dünya yüzünde. Bilimsel olarak da böyledir. Avrupa’da ulusal devletler oluşurken yayılmış olduğu dil alanları üzerinde oluşmuştur. Ama öyle ki dünya çapında bugün durum emperyalizm var olduğu için eşitsizlik var, ulusal devletlerin sınırları da eşitsiz. Yani siyasal sınırlar eşitsiz bir şekilde çizilmiş. Ama doğal anlamda bir ülkenin sınırları yayılan dil alanlarıyla ölçülür. Dilin yayılmış olduğu alan o ulusun da sınırlarını, ülkenin sınırlarını teşkil eder. Ama siyasal sınır farklı olabilir. Eğer sömürgeci bir devletse devlet, siyasal sınırı çok, daha büyük olabilir. Bir devlet bir ulus güçsüzse bir başka ulusun burjuvazisi, hakim sınıfları tarafından eziliyorsa, o şey yapabilir.

 

Kaldı ki Türkler de Kürtleri ezmiyor, yani Kürdistan’a egemen olan güç Türk burjuvazisidir. Türk halkı değil, Türk halkının ve Türk emekçi sınıfının hiç bir çıkarı yoktur Kürdistan’dan. Sömürge statüsünde tutulmasında hiç bir çıkarımız yok, biz yoksulların hiç bir çıkarı yoktur. Hatta zararımız var, çünkü Kürdistan insanının emeği ve yeraltı servetleri Türkiye’ye geldiği zaman bizim sınıf düşmanlarımız çok güçleniyor, çok güçlendikleri için hatta buradan götürülen insanlar bizim fabrikalarda çalışıyoruz biz işçiler, bunlar yedek işçi ordusunu oluşturuyor, daha ucuza çalışıyorlar, bizi patronlar işten atıyor, Türkiye’de. Bizim hiç çıkarımız yok zararımız var. Durum budur. Onun için de Ulusal Kurtuluş, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi ile Türkiye devrimci hareketi arasındaki bağ var. Ben bu bağa da inandığım için bu iki halkın kardeşliğine de inandığım; için ama hâkim sınıfsız, ikisinin de hâkim sınıfı yok edilecek, ondan sonra bu iki halkın birleşmesi de mümkün özgürlük şartlarında. Hatta ben Orta Doğuda daha büyük devletlerden yanayım. Ama eşit ve özgür temellerde daha büyük devletlerden yanayım. Burjuva sınıfsız, hâkim sınıfsız feodal, kompradorsuz büyük devletler.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Ben size bir soru sordum Kürdistan’la nereyi kastediyorsunuz dedim, siz de “dille” dediniz. Kürdistan tarihini incelediğini söyledin, bu dil nerelerde konuşuluyor.

 

KEMAL PİR– Kürt dilinin yayılma alanı Kürdistan’ın kesin sınırıdır.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Neresi burası?

 

KEMAL PİR– Burası Antep’i içine alır, Maraş’ı içine alır, Sivas’ın bir kısmını oradan Erzurum, Kars’ın bir kısmı ile Türkiye bölümü ile ilgili şeyi böyledir. Bu dilin yayılma alanı burasıdır. Doğal olarak.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Siz dilci olarak buraları gezdiniz, dil alanında inceleme yaptınız, dilin yapısı hakkında?

 

KEMAL PİR– Şimdi öyle bir durum var ki, bir dil resmi bir dil varsa olmazsa gelişmesi mümkün değil. Dilin gelişmesi mümkün değil resmi alfabesiz.

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Dil hususunda hiç inceleme yaptınız mı siz?

 

KEMAL PİR– Çok az. Kendim bir dilci olmadığım için ben bir devrimci olduğum için…

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Çok az bir inceleme yaptığınıza göre, bu dil hususunda, dilin yayılma alanı ile ülkenin yayılma alanı hakkında nasıl bağıntı kurabiliyorsunuz?

 

KEMAL PİR– Şimdi bu bilimsel olarak böyledir. Bir dilin…

 

DURUŞMA HÂKİMİ– Hayır, bilimsel olarak araştırma yaptım diyorsunuz, ondan sonra dile göre ülke sınırı çiziyorsunuz.

 

KEMAL PİR– Bu dili araştırma yapmana gerek yok. Dilin gramer yapısını, sentaksı, şusunu, busunu incelememize gerek yok. Sadece ve sadece ülkeler dilin yayılma alanına göre tespit edilir. Budur benim bilimsel olarak kastettiğim. Ulusal devletler Avrupa’da oluşurken, Fransız ulusu Fransız dilinin yayıldığı alanlar üzerinde oluşturulmuştur.

 

MAHKEME TUTANAKLARINDAN PKK DAVASI – KEMAL PİR -2-

MAHKEME TUTANAKLARINDAN PKK DAVASI – KEMAL PİR -3-

Bunları da inceleyebilirsiniz